Rahmetli anamın, halamın makyaj malzemesi namına bütün bildikleri, şimdiki bir lira büyüklüğündeki alüminyum kutularla bakkalda satılan vazelinden ibaretti. Çamaşır ve bulaşıktan şerha şerha yarılan ellerine vazelin sürer, sonra da sızlanırlardı; yakardı herhalde çünkü ellerinin çatlaklarında bazan kızıl etlerini görürdüm.
Bir de genç ve bekar yaşlarında düğün-derneğe giderken “Krepon kâğıdı” denilen boyasını çabuk veren bir kırmızı kâğıdı hafifçe ıslatıp yanaklarına sürdüklerini anlatmıştı bir gün gülümseyerek… Yokluk yılları imiş elbette.
Ne rastık, ne saç boyası… Yaşlanınca, baş ağrısına iyi geliyor diye sık sık kına yakarlardı sadece.
Sıkça da “Rabb’imin verdiğine şükür.” diye iç geçirirlerdi.
Bizim yaşlılarımıza bakıyorum, yaşlı hanımlara. Onların yüzleri erken buruşuyor, mihnet ve çileli ev işleri, belki ailevî gaileler bellerini, kaametlerini erken büküyor fakat nasıl da güzel ihtiyarlıyor bu hanımlar; nasıl da yaşlandıkça güzelleşiyorlar.
Ne güzelsiniz sizler, ne kadar güzelsiniz!
Şükretmeyi bildiğinizden midir o içten gelip yüzünüze yansıyan pırıltılı güzellik?
(Ahmet Turan Alkan)
(Yazının tamamı için buraya tıklayınız.)