
(
(Yazı ve fotoğraflar: Selim Özkan)
Hatırını kıramayacağım bir dostum benden Yemen’i tanıtan bir yazı kaleme almamı rica ettiğinde dudaklarımda tatlı bir tebessüm hâsıl oldu. Yemen; acıklı türküsüyle ve dünyaya mal olmuş kahvesiyle tarihimizin ve kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olmuştur. Yemen türküsünü duyduğunda hüzünlenmeyenimiz, kahvesini içtiğinde keyiflenmeyenimiz var mıdır?
Çok eski zamanlarda “el-yemen es-said” (mutlu Yemen) derlermiş bu topraklar için. Efsanevi kavimler hüküm sürermiş, dillere destan bağlara sahiplermiş. Sadece Kuran-ı Kerim’de zikredilenleri hatırlatsam yeterli olur kanaatimce. Ad kavmi, en ihtişamlı dönemini Belkıs ile yaşayan ve Süleyman a.s. ile yaşanan havadisin kıssa edildiği Himyeriler en göze batanlarıdır. Yine Kuran’da bahsedilen pek çok kıssa Yemen’de cereyan etmiştir: Arzü’l-cenneteyn kıssası, Fil suresinde geçen Ebrehe vakası, Adn cennetleri… Dünya henüz medeniyetin mim harfinden bihaberken Yemen’de tarihin ilk çok katlı apartmanlarından oluşan site şehrini (halen Shibam şehrinde ziyarete açık bulunmaktadır) ve su barajı inşa edilmiştir. Topraklarını o kadar verimli kullanmışlar ki, ülkenin pek çok yeri dilimizde de bir darbı mesel haline gelmiş İrem bağları ile müzeyyen hale gelmiş. Ve yaşanan onca helakin ardından ülke şimdiki kurak ve çöl halini almış. Günümüzde Yemen’e tek bir renk tahakküm etmektedir: çöl sarısı… Ülkenin yarısı çöl, diğer yarısı ise dağlık bir iklime sahiptir.

Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesinin ardından Osmanlı hem Portekizlilerin taciz saldırılarından kutsal toprakları korumak hem de İslam birliğini sağlamak maksadıyla Yemen’e yerleşmiş ve 400 yılı aşkın burada hüküm sürmüştür. Devlet-i Aliye’nin son dönemdeki karmaşık halini bir kenara koyacak olursak uzun yıllar hiçbir sıkıntı yaşanmadan Yemen’deki hâkimiyet devam etmiştir.

Britanya’nın “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” haline geldiği, dünya topraklarının %80’inin sömürgeleştirildiği o dönemi ise ayrıca değerlendirmek gerekir.
Memalik-i Osmaniye’nin her köşesinde başlayan fitne ateşi Yemen topraklarını da sarmıştı. Anadolu’da yakılan ağıtlardan oluşan Yemen Türküsü bu dönemde yazılmıştı. Tarihçiler kesin bir rakam veremese de Yemen’de verdiğimiz şehitlerin sayısı 300.000 ila 600.000 arasındadır. Ve bu rakamın sadece 3/1’i savaşlarda şehit düşmüştür. Askerlerimizin büyük çoğunluğu daha tek bir kurşun bile atamadan olumsuz iklim şartları nedeniyle kara toprağın bağrına düşmüştür. Yemen’e asker gönderen analar bilirdi ki; Moskof kâfiriyle savaşmaya gidenler bile dönerdi de, Yemen’e giden dönmezdi…
Yemen denildiğinde şüphesiz akla ilk gelen kahve olacaktır. İlk defa Etiyopya’da keçilerin sürekli tek bir ağacın yemişlerini yemesiyle bir çoban tarafından keşfedilmiştir kahve. Yemenli tüccarlar tarafından Yemen’e getirilmiş ve kısa sürede ülkede mebzul miktarda yetiştirilmeye başlanmıştır.
Bu arada antrparantez bir mevzuya daha değinmek istiyorum. Yemenliler tarih boyunca ticaretle uğraşmışlar ve bir zamanlar bu aksiyonlarını İslam’ı yaymak için kullanmışlardır. Endonezya, Malezya ve Doğu Afrika’nın Müslüman olmasının en büyük müsebbibi Yemenli tüccarlardır.
Kanuni zamanında devrin Yemen valisi padişaha hediye olarak kahve gönderir. Bu yeni içeceği çok beğenen Kanuni “tebaa bu lezzetten mahrum kalmasın” diyerek ülkenin her tarafına dağıtılmasını emretmiştir. Millet olarak Osmanlı ahalisi kahveyi çok sevmiş ve kısa sürede tiryakiler çoğalarak kahve vazgeçilmez tatlar arasındaki yerini almıştır. Burada yine bir antrparantez açacak olursak; Türkler, kırktan fazla pişirme metodu (kırk bir kere maşallah!) ve toplu kahve içilen mekânlar (kahvehane) ile kahve kültürüne yeni bir açılım getirmişlerdir. Ülkemizde kahve yetişmemesine rağmen Yemen’den gelen kahveyi leziz bir kıvamda (az, orta, bol şekerli ve köpüklü) pişirerek dünyaya armağan ettiğimiz Türk kahvesi hala dillere destandır. (İnanmayanlar yurt dışında kalburüstü bir kafeye gitsinler ve ‘Turkish Coffee’nin fahiş fiyatını görünce “bu satırların yazarı demişti” desinler…)

Ve Türkler Viyana kapısına dayanırlar. Uzun süren muhasaradan sonra fazla yüklerini bırakarak geri dönerler. Bıraktıkları yüklerin arasında onlarca çuval kahve de vardır. Bunların ne olduğunu anlamayan Avusturya askerleri tam kahveleri yakacakken, İstanbul’dan mal alış verişinde bulunan bir tüccar kahveleri tanır ve kendisine verilmesini ister. Kısa sürede Viyana kafeler şehri haline dönüşür. Koloni Avrupa’sı tarafından Güney Amerika’ya götürülür. Böylece kahve tüm dünyaya yayılmış olur.
Günümüzde Yemen’deki kahve ağaçlarının yerini kat ağaçları aldığı için dünya kahve piyasası Kolombiya ve Brezilya’nın eline geçmiştir.
Artık Yemen ismi ‘kat’ bitkisiyle birlikte anılmaktadır. Defneye benzer bir ağacın yaprağı olan katı Yemenliler her gün mutat olarak 4-8 saat süreyle çiğnemektedirler. Kılcal damarlara karışan uyarıcı madde sayesinde çiğneme esnasında insana bir keyif vermektedir. Tıbbi zararları bir yana ciddi bir iş güç kaybına yol açması hasebiyle zaten fakirlikle uğraşan Yemenlilerin üzerlerinde ciddi bir sorun olarak durmaktadır. Gerçi halk açısından bir problem gözükmüyor. Kimsenin bırakmaya niyeti yok. Devletin ve sivil toplum kuruluşların tüm girişimleri sonuçsuz kalmaktadır. Mevcut suyun %85’i kat ağaçlarını sulamak için kullanılmaktadır. Çünkü çok su isteyen bir ağaçtır. Yakın gelecekte su sıkıntısı yaşayacağı tüm istatistiklerde aşikâr olan Yemenliler bir an evvel kat ve gıda ürünleri arasında seçim yapması gerekiyor.

Günümüz Yemen’ine göz atacak olursak, eskisinden pek bir farkı olmadığını Yemenliler ifade etmektedirler. Gerçekten de ülkede eski devirleri andıran bir hayat tarzı ve modern yaşamı iç içe hayretle müşahede edebilirsiniz. Bir yanda trafikte seyreden son model cipler, diğer yanda hala eşekle ve kara sabanla sürülen tarlalar. 3 yılımı geçirdiğim bu ülkede sadece ayrılmama az bir süre kala traktör gördüm!
Bu tenakuz halleri turizm açısından çok farklı imkânlar sunmaktadır ülkeye. Eski medeniyetlere ait izlerin peşine düşen çokça batılı olduğu gibi Osmanlı tarihine nostaljik bir gezi yapmak isteyen pek çok da Türk turist gelmektedir. Aslında söz konusu Türkler olduğunda turist kelimesini kullanmak abes kaçıyor. Zira Yemenliler Türkleri turist olarak değil, kendilerinden biri olarak görmektedir. Türk olmanın gururunu doya doya yaşamak mı istiyorsunuz? Haydi Yemen’e!
Uzun yıllar savaşlardan kurtulamayan Yemen 1994 yılında Kuzey ve Güney Yemen devletlerinin birleşmesinden sonra istikrara kavuşmuş, dünyaya entegre olmaya başlamıştır. Ortadoğu’nun bu en fakir ülkesi, komşularını abad eden petrol nimetine bölge ülkeleri kadar sahip değildir. Kısıtlı imkânlarıyla fakirlik müptelasından kurtulma mücadelesi içindedir. Maalesef kısa süre içerisinde başarılı olacak gibi de görünmüyor…
Evet, Yemen hakkinda hep duyardik ama acikcasi bu kadar yakindan rastirmamistim. Guzel bir yazi, oldukca bilgilendirici.
Elinize saglik…
selamlar öncelikle tesekkür ediyorum selim beyin kavî kaleminden çıkan bu yazıya yer verdiğiniz için. Selim dostumun her nekadar kendisini göremesek de bu yazısıyla hasret gideriyorum. kalemine kuvvet yemeni bize etraflıca anlattın. rabbim inş. bizlerede yemeni görmeyi nasip eder.allah razı olsun devamını bekliyoruz.