(Kerim Balcı, Aksiyon Dergisi)
İsrail’in davranışları, insani olmasalar da insan davranışlarıdır. İnsan vicdanıyla kabullenilemeseler de insan aklıyla algılanabilirler. Yanlışların da doğrular gibi bir iç mantığı vardır. İsrail’in uluslararası sulardaki bir sivil gemiye müdahalesinin de İsrail’in tarihî, dinî, kültürel, siyasî ve ideolojik hafızasından derlenmiş ön kabullere dayanan bir mantığı vardır. İsrail sosyal genetiğinin kodları diyebileceğimiz bu ön kabuller çalışılmadan İsrail’in neyi niçin yaptığı, bir sonraki adımda ne yapacağı, ne yapılırsa neye ikna edileceği anlaşılamaz. Bu ön kabuller İsrail kafasının düşünce kalıplarını oluşturur. İsrail dünya görüşü bunların üzerine inşa edilmiştir.
Bu düşünce kalıpları içinde değişmez ana unsur Holokostizm’dir. Holokostizm, Beni İsrail’in tarih boyunca yaşamış olduğu sürgünler, pogromlar ve soykırımlardan beslenen, Eski Ahit’te ahir zamanda yaşanacağı kehanetinde bulunulan son büyük soykırımın korku dolu beklentisiyle canlı tutulan bir korku psikozudur. İsrail her dem bir varoluş mücadelesi içinde yaşadığına ve eninde sonunda varlığını derinden sarsacak bir mücadeleye girişeceğine inanır. Holokostizm, bütün dünyayı olağan şüpheli; her küçük İsrail karşıtı girişimi büyük bir soykırımın muhtemel ilk kıvılcımı; İsrail’i, İsrail devletini, halkını, ordusunu ya hâlihazırda mağdur ya da müstakbel mağdur görme eğilimlerini sonuç verir. Yahudiler Holokostist doğmazlar. Bu hastalıklı bakış, zamanın ve zeminin öğrettiği, sonradan edinilen, ama asli fıtratı dahi bastıran bir fıtrat-ı sanidir. Holokostizm, dünyayı Yahudim ve Goyim (Yahudiler ve Gâvurlar) diye ikiye ayırır. Bir goyun Yahudilere kötü davranması açıklamaya muhtaç değildir; Holokostiste göre bu en tabii şeydir. Asıl açıklanması gereken Yahudilere kötü davranmayan bir goyun davranışlarıdır.
Holokostizm ontolojik bir hastalık değildir. Irka has değil, ırkın yaşadığı tecrübeye hastır. Ezilmiş, dışlanmış, soyu kırılmış her millet zaman zaman holokostist tepkiler gösterir. İsrail’in tek farkı tecrübenin yoğunluğuna bağlı psikozun derinliği ve kendi kendini besleme potansiyelidir.
Bizim milletimizin de düşük doz ve seyrek aralıklarla gösterdiği bir başka İsrail düşünce kalıbı Kulam Negdeynu’dur. Kulam Negdeynu, herkes bize karşı demektir. Bu karşıtlık sadece ötekini tanımlamaz, aynı zamanda berikini de, İsraillinin de temel kimlik –belki kişilik demek daha doğru olur– parametrelerini belirler. Yani herkes İsrail’e karşıdır, demekten ziyade, “Yahudi, herkesin karşı olduğu adamdır” anlamını işmam eder. Holokostizm’den ayrıldığı nokta da burasıdır. Ötekinin kötülüğünün değil, İsrailli’nin sıra dışılığının altını çizer. Kulam Negdeynu toplumsal bir mistik paranoya hâlidir. Herkes tarafından nefret edilmek, herkesten farklı, herkesten üstün, herkesçe kıskanılan demektir zira. Gerçek nefret ve kıskançlık duygularıyla karşılaşmak da bu bulgular kendi kurgularının doğruluğunu tescillediği için mutlu eder İsrail kafasını.
İsrail kafa yapısı, tehdit avcısıdır. İnsanlığın başka hiçbir milleti bu kadar tecessüsle tehdit arayışı içine girmemiştir. Âdeta dış tehditten beslenen bin gözlü, bin kulaklı bu mahlûk, her bir gözü her bir basın organının üzerinde, her bir kulağı her bir siyasinin ağzında sürekli tehdit aramakta; her tehdit sinyalini bulduğunda da kızgınlıktan daha ziyade haz almaktadır. Tehditlerin ortak adı antisemitizmdir. Ancak kamu âlem bilir ki İsrail, hükûmetlerinin politikalarını eleştirmeyi devletlerini eleştirmek, devletlerini eleştirmeyi milletlerini eleştirmek ve milletlerini eleştirmeyi de ırklarını eleştirmekle bir tutar. İsrail için eserle müessir aynıdır. “Söz sahibinindir” değil, “Söz sahibidir” der. Bu açıdan İsrail’in mevcut hükûmetinin mevcut politikalarından bir cüz’ünü eleştirmekle, İsrail ırkının varlık hakkını tanımamak arasında fark yoktur. İsrail kafa yapısı müşevveş bir mantıkla mevcut politikalarda varlık hakkını korumak arasında değillenemez bir özdeşlik kurar zira.
İsrail dünya görüşü İsrail’i “Âm Kşe Orho” olarak tanır: Sert enseli millet… Tevrat’ın Çıkış Kitabı 32 ve 33. bablarında Cenab-ı Allah, İsrailoğulları hakkında Hz. Musa ile konuşurken ‘bu halk ensesi sert kavimdir’ ifadesini kullanır. Zaman içerisinde bütün kutsal metinlerin kazandığı ilave manalar gibi bu ‘sert ense’ ifadesi de toplumun hamuruna bürünmüş, ‘dediğim dedik’, ‘hırçın’, ‘baskıya boyun eğmeyen’, ‘birbirine kenetlenmiş’ gibi manalara gelmeye başlamıştır. Modern İsrail sert enseli bir millettir. İsrail üzerine gelindikçe güçleneceğine ve birbirine kenetleneceğine inanır; köşeye sıkışmaktan haz duyar; hırçınlaşır ve saldırganlaşır. Ensesinin sertliğini bütün evrensel normların üzerinde bir değere dönüştürür ve “ne yapalım beni böyle kabulleneceksiniz” refleksleri gösterir. Ensesi sert olduğu için özür dilemeyi bilmez İsrail…
İsrail dünya görüşünün belirgin bir vasfı da Bladeynu Lô Yuhlu’dur: “Bizsiz yapamazlar. Varsın herkes bizden nefret etsin; onları o kadar kendimize muhtaç ve bağımlı hâle getireceğiz ki bizi seviyor gibi davranacaklar. Tavırlarının arkasında derin bir nefret gizlediklerini biz her zaman bileceğiz. Yahudi’nin Yahudi’den başka dostu olamayacağını, hatta Tanrı’ya bile güvenilemeyeceğini bileceğiz. Ama o kadar güçlü olacağız, hayatlarına öylesine hükmedeceğiz ki bizsiz yapamayacaklar.” Bladeynu Lô Yuhlu aslında Kulam Nedgeynu yüzünden Yahudileri kendi kendilerinden nefret etmemelerini sağlamanın tek yolu olarak görülür: “Herkes bize karşı ama bizsiz de yapamıyorlar işte.” Bu bir Yahudi’nin, bir İsraillinin kendi farklılığıyla gurur duyabilmesinin tek yoludur onlara göre. Derinlerde dolaşan bir kendinden nefret, derin bir kendine tapındırma refleksiyle bastırılmış olur böylece. İsrail’in tarih boyunca hep vazgeçilemez metaların üretimiyle ilgilenmiş olmalarının; lobicilik faaliyetlerinde zirveleri ellerinde tutma kararlılıklarının; yüksek teknolojiyi bir hayat tarzı olarak benimsemelerinin arka planında hep bu vazgeçilemezlik arayışı yatar. İsrail için vazgeçilemezlik, en mühim bir caydırıcılık unsurudur.
İsrail kafa yapısı ile alakalı bu gözlemler ne bütün Yahudiler için doğrudur, ne de bütün İsraillileri bağlar. Bu gözlemler İsrail’in “genel iradesi” gibi işlerler. Genel iradeler bazen bir tek şahısta gözlemlenseler bile o şahıs toplumun umumu adına konuşabilir. Hele o şahsın iradesi bütün bir toplumun iradesini neshedebiliyorsa… Şaronism tam bir İsrail kafa haritasıydı örneğin. Belki sokakta Şaron gibi düşünen bir tek İsrailli daha yoktu; ama Şaron umum İsrail’in kafası, ağzı ve kulağıydı. Toplum onunla nefes alıyor; âlemi onun gözlerinden seyrediyor, onun aklıyla aklediyordu.
Bugünün İsrail’i için en korkulacak şey Şaron’un boşluğunu Avigdor Lieberman’ın doldurmakta olduğu gerçeğidir. Bu da bize tümevarımcı bir yaklaşımla İsrail’i çalışma özgürlüğünü tanır.
Peki dünyayı böylesine ben merkezinden gözetleyen, böylesine bir korku psikozu ve varlığına yönelik tehdit avcılığı yapan bir mistik paranoyayla âlemi algılayan bir kafa ikna edilebilir mi? Belli bir pozisyona zorlanabilir mi? Dünyanın sadece güçten anlayacağını sanan bu sert enseli millet güçten başka bir şeyle “yola getirilebilir mi?”
Evet! İsrail hata yaptığında sarsılan bir millettir. Hatadan dolayı başkalarına karşı mahcup olduğundan değil, bu hatayı kendi öz kimlik tanımına sığıştıramadığından dolayı. Dolayısıyla İsrail’i işgalden, kuşatmadan, uluslararası sularda hukuksuz müdahalelerde bulunmaktan ötürü kınarken evrensel hukuk kurallarını hatırlatmak yetmez; Yahudiliğin kendi dinamiklerini de harekete geçirmek gerekir.
Evet! İsrail kendini dünya Yahudilerinin vatanı ve tek ülkesi olarak kabul ettiğinden İsrail dışında yaşayan Yahudilerin eleştirilerine karşı hassastır. İsrail’in suçlarından ötürü İsrailli olmayan Yahudileri de suçlu konumuna itmektense, onlar üzerinden İsrail’in kafa ve kalbine hitap etmek, onlar üzerinden İsrail’i belli siyasi kararlara zorlamak mümkündür. Hususen Amerikan Yahudiliğinin iradesi, İsrail’in iradesi üzerinde Demokles’in kılıcı gibidir. İsrail Gazze yakınlarında bir pozisyona zorlanamaz; New York’ta ve Washington’da ikna edilebilir.
İsrail kafasının nasıl çalıştığı, bu kafa yapısını şekillendiren tarihî, sosyal, dinî kodlar deşifre edilmediği müddetçe onunla uğraşanları şaşırtmaya devam edecektir. Mavi Marmara’nın bize öğrettiği en büyük ders İsrail dersimizi iyi çalışmamış olduğumuzdur.