(Psikiyatrist Prof. Kemal Sayar)
Romantik evlilik bir efsanedir. Batılı kültürel bir inşadır. Modern hayat özel ve kamusal alan arasına keskin bir çizgi çekiyor ve özel alanda yakınlığı mutluluk için vazgeçilmez bir unsur olarak vaz ediyor.
Gözlemlerime göre kadınlarımızın bir kısmı Türk televizyon dizilerini izledikten sonra çok mutsuz oluyor. Çünkü bu diziler romantik aşk mefhumunu adeta gözümüzün içine sokuyor. Kimi kadınlar hayatta aradıkları prensi bulamamış olduklarını fark ediyor, kendilerini kötü hissediyor. Dizilerin etkisinde kalarak prenslerini aramaya başlıyor. Erkekler de çok güzel, çıtı pıtı kadınlar istiyor. Gerçek bir aşkı yaşayamamış olmanın yazıklanmasıyla gözlerini evin dışına çevirebiliyor. Çılgınca aşk beklentisi, olgun ve saygı eksenli beraberliklerin önünü alabiliyor ve böylesi aşklar da çok çabuk tüketilebiliyor.
Romantik aşk beklentisi aileleri zehirliyor. Bu beklenti günümüzde diziler üzerinden veriliyor. İnsanlar o dizileri seyrettikçe kendi kocasından veya kendi karısından memnun olmamaya başlıyor. Mutsuzluk sökün ediyor. Bizim toplumumuz ilginç bir şekilde kurguya kurgu muamelesi yapmıyor. Basınımız dizi film karakterlerinden kanlı canlı insanlarmışcasına söz ediyor. İnsanımız da buna inanıyor.
Aşk, tutku dediğimiz şeylerin zaman içerisinde solduğunu, bunun yerini karşılıklı beraberlikten duyulan itminana, tahammüle, saygıya, yoldaşlık hissine bırakması gerektiğini biliyoruz.
Bir evliliği sürdürebilmenin en önemli ölçütlerinden birisi, eşlerin ev içinde yoldaşlığı ve dostluğu. Olgun sevgi, tahammül duygusunu içinde taşır…
.