Müdarat

İnsanlarla ilişkide;

“Aktif dinleme” adı verilen, muhatabımızı dinlediğimizi, ona ve anlattıklarına değer verdiğimizi belirten yüz ifadeleri, (yeri geldiğinde gülümsemek, yerine göre düşünceli bakışlar, yerine göre hüzünlü bakışlar) iletişimimiz açısından çok önemli. Kastettiğim, değer vermediğimiz halde değer ‘veriyormuş gibi’ görünerek rol yapmak değil elbette; içimizde hissettiklerimiz, zihnimizde düşündüklerimiz neyse onu muhatabımıza net bir şekilde aksettirebilmek.

Görüşmelerin, konuşmaların son anı da çok önem arz ediyor. Beş saatlik çok verimli bir görüşmenin son saniyelerindeki bir küçük yüz ifadesi, kendisinden önceki bütün saatlerin tatlarını acılaştırabilir; aynen çok güzel bir yemeğin sonunda ağzımızın tadını bozan küçük bir lokma gibi; o yüzden iletişimin hiç bir saniyesini ıskalamamak gerekiyor. Hangi hareket muhatapta hangi duyguları uyandırıyor, hangi yüz ifadesi veya sözel bir ifade karşımızdaki kişide hangi düşüncelere yol açıyor, bunları bilmek, fark etmek ve bu konuda dikkatleri hep açık tutmak gerekir. İlk saatler ne kadar güzel geçse de güler yüzle bitirilemiyorsa bir görüşme, bizden ayrılan kişide çok çeşitli soru işaretleri bırakmış olabiliriz: “Acaba rahatsız mı ettim, acaba fazla mı kaldım, acaba yanlış bir şey mi söyledim, acaba…?” Bu gibi soru işaretleri bıraktığımız kişiler de, kendileriyle ne kadar samimi olursak olalım, bizimle kuracakları hemen her ilişkilerinde tedirgin olabilirler. Bu tedirginliğin kaynağı bizim o hareketlerimizdir; çoğu zaman bilmeyiz bu gerçeği.

İlişkilerimizin merkezine kendi mutluluğumuzu almak kadar bencilce bir hareket zor bulunur. Herkes muhatabını mutlu etmek çabasına düşmeli, onun mutlu olmasıyla kendisi de mutlu olabilme ahlakını kazanmalı ki denge sağlanabilsin. Kendi mutluluğumuz için karşımızdakini sadece bir aksesuar, bir alet olarak kullanıyor durumuna düşeriz ki; hakaretin bu şekli de çok kötüdür.

Muhatabımızı konuşturabilme kabiliyetini kazabilmeliyiz; bazen konuşmak istediği halde konunun açılmasını bekler ve biz o konuda ona yardımcı olamazsak kapısını tekrar kapatır karsımızdaki kişi. Bazen üzerine giderek, bazen ortamı onun ruh haletine göre ayarlayarak, bazen susup sadece onun konuşmasını bekleyerek, bazen de sanki onun derdi ve konuşmak istediği bir konu yokmuş gibi hareket edip keyifli bir ortam oluşturarak bize düşeni yapmalıyız.

Hayatı sabit davranışlarla yaşamamalıyız; aynı hareketlere, aynı sözlere her zaman aynı tepkiler vermemeliyiz; bunun için de, ‘hangi harekete, hangi zamanda, hangi söz ve davranışla tepkide bulunmalıyız?’ sorusunun cevabını bilmeliyiz. Eskilerin deyişiyle “hakîm” olmalıyız; yani hikmet sahibi olmalı; doğru zamanda, doğru yerde, doğru hareket edebilmeliyiz.

“Ortamdaki bütünlük” hassasiyetini kazanmalıyız. Oluşturmak istediğimiz hava ne ise ortamı da; sesinden müziğine, hava sıcaklığından etraftaki renklere, oturma şeklinden içilen içeceklere kadar her şeyi, mümkün olduğunca o bütünün uygun bir parçası haline getirebilmeliyiz.

Konuşurken başka değil, ‘karşımızdaki kişiyle’ konuştuğumuzu unutmamalı, onun bilgi ve kültür seviyesini, genelde ilgisini çeken konuları, o anda dinlemek istediği ve istemediği konuları ve bunlara benzer hususları hep göz önünde bulundurabilmeliyiz; aksi takdirde kendimizle konuşuyor, karsımızdakini sadece konu mankeni olarak kullanıyor, konuşma ihtiyacımızı onun üzerinden gideriyoruz demektir.

İnsanları idarede;

İdare ettiğimiz insanlara emeğimizin geçmesi çok önemlidir. Onlara bilgi vermek türünden, onlar için fedakârlıklar yapmak türünden, hediyeleşmek türünden bir emeğimiz geçmediyse, bazı isteklerde bulunduğumuzda veya bulunuş şeklimizle onları farkında olmadan çok rahatsız edebiliriz. İstediğimiz kadar daha önceki zamanlarda çok kişiye hükmetmiş olalım, istediğimiz kadar seviyeli, muteber bir insan olalım, yeni idare etmeye başladığımız kişiler, bizi ister istemez yeni, başlangıçta olan bir kişi olarak göreceklerdir. Başka yerlerdeki itibarımızın derecesini onların da bilip takdir etmesini beklemeye hakkımız olamaz; geldiğimiz konuma hazır bir saygı göstermelerini beklemeye de. Onlarla başlattığımız ilişki “idare eden – edilen ilişkisi” başlığı altında yenidir ve yeni bir itibar, yeni bir saygınlık oluşturma çabasını göstermediğimiz zaman, başka yerlerde nasıl tanınıyor olursak olalım, söylediklerimiz, yaptıklarımız, kararlarımız hep itici karşılanacaktır. Bize beklediğimiz saygıyı göstermediklerini hissettiğimiz anlarda da otoriteyi tesis etmek çabası ortamı iyice gerginleştirecektir.

İdare ettiğimiz insanların özel dünyalarına ilgi duymalıyız. Onların dertlerine, mutluluk kaynaklarına önem verebilmeliyiz. Onları aramalı, sormalı ve kendilerine her zaman kapımızı açık tuttuğumuzu gösterebilmeliyiz.

Problemlere hep ‘zihni sabitelerle’ çözüm bulma konforuna hiç bir zaman tutulmamalıyız; hiçbir şey ‘aynıyla’ tekerrür etmez. Her an ve her durum özeldir; “her dem yeni şeyler söylemek lazım”dır.

(13.03.2006, Danimarka)

Reklamlar

One thought on “Müdarat

  1. Emeğinin sonunda iyi işler yapmış olmanın sevinci varsa o yolda her neyaptıysan değer…ve..Değmiş..saygı ve muhabbetle.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s