Değerlerimiz” neden eskisi kadar “değerli” gelmiyor bize?

(Fatma K. Barbarosoğlu, Yeni Şafak)

Son birkaç yıldır düğünlerine gittiğimiz, mutluluklarına şahit tutulduğumuz gençlerin, sadece birkaç ay sonra boşanma hikayesine tanık oluyoruz.

Boşanmaların önemli bir kısmı erkeklerin kararsız kimliğinden kaynaklanıyor. Onlar da aynı büyük babaları Ahmet Mithat Efendi’nin roman kahramanı aracılığı ile savunmakta olduğu fikri savunuyor.1910 yılında yayımlamış olduğu son romanı Jöntürk’te Ahmet Mithat Efendi, kahramanının ağzından ideal kadını şöyle tasvir ediyordu: “Eski fikirlerden çıkmış yeni fikirlere fazla girmemiş olsun.

“Eski fikirlerden çıkmış kızları buluyor lakin yeni fikirlere girmemiş kızları bulmakta zorluk çekiyor delikanlılar. Çünkü ne istedikleri konusunda kendileriyle yüzleşmeyi göze alamıyorlar. Esasında istedikleri şu: Kapının eşiğinden adım atar atmaz geleneksel zaman ve mekan kullanımının kodlarıyla hareket eden bir eş. Evin düzeninden, erkeğin huzur ve mutluluğundan kendini mesul hisseden “zevce”. Lakin böyle “zevce” nin ancak ev içi mekan ve zamanı kullanarak bir noktaya kadar var olacağını kabul edemiyorlar. Halbuki günümüz şartlarında evin hiç dışına çıkmayan kadınların bile geleneksel bir zaman ve mekan kullanımı içinde olduklarını söyleyemeyiz. Kullanılmakta olan teknoloji, zaman ve mekanı kendi diline çevirmiştir. Evinden hiç dışarı çıkmayan bir kadın bile günde iki saat sabah kuşağı adı altında yayınlanan programlardan seyredince evin bu tarafına değil, öbür tarafına ait bulmaktadır kendisini.

Dış kıyafet olarak oldukça “takvalı” bir giyimi tercih etmiş kadınların sosyal olaylar, günlük konular ve ekran üzerinden karşılaşmış oldukları hayatları değerlendirmede ciddi bir bakış açısı sorunu yaşadıklarını gözlemliyorum ne vakittir.

Bakış açısı sorunu yaşamalarının pek çok sebebi var. Ama en bariz olanı değerlerimizin kendilerine artık “değerli” gelmemesi.

II-

Bütün kurumlar değerler üzerine konuşuyor son birkaç yıldır. Değerler Eğitim seminerleri, değerler ve edebiyat üzerine sempozyumlar ve neredeyse her konuşmanın içinde “değerlerimiz” geçiyor. Bir şeyin “dile düşmesi” iyi değildir. Yaşanan şeyler yaşanır. Ne zaman ki dile düşmüştür biliniz ki yaşanmamaktadır. Değerlerimiz de öyle. Değerler üzerine konferanslar vermek onları “değerli” ve yeniden “değerimiz” yapmaya yetmiyor.

Son on yıldır “aşk”ın bir söylem ve bir mutluluk ideolojisi haline gelmesi neleri eskitip yıprattı düşününüz. Sabah’ta Haşmet Babaoğlu ve Star Açık Görüş’te Nazife Şişman “Dedeniz büyükannenize aşık değildi” diye yazdı.

Dedemiz büyükannemize aşık değildi. Ama evlerinde bereket ve huzur vardı. Ölümün öldürülmediği bir gezegenin vatandaşıydı onlar ve incir çekirdeğini doldurmaz “dertler” in altında kalmaktan utanır, adam sende üç günlük dünya işte değip bağırlarına taş basarlardı. Ve biz evet o bağra basılan taştan er ya da geç bir gülün bittiğini görürdük.

III-

Soru şu: Değerlerimiz artık neden değerli gelmiyor.

Değerlerimizi yaşamaktan vazgeçip izah etmeye, didaktik yöntemlerle öğretmeye, dikte ettirmeye kalktığımız için olabilir mi?

Bu konuyu düşünmeye devam edelim. En çok da kendi üzerimizden düşünelim. Ele verir talkımı kendi yutar salkımı üzerinden düşünelim. Kendimizi suçüstü yakalamaya dikkat kesilelim.

Yıllardır “ötekiler” i aydınlatmaya çalışmak yüzünden karanlıkta kalan biz olduk. Karanlıkta kaldık. Ve karardıkça karardık.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s