Moderatörlük

Haftada bir, pazar akşamları, bulunduğum şehirde tanıştığım birkaç akademisyenle bir araya gelip, çeşitli konuların müzakeresini yapıyoruz. Katılımcılar çeşitli branşlardan ve farklı öğrenim seviyesinde birbirinden değerli kişilerden oluşuyor. Her hafta farklı bir konu üzerine yoğunlaşmaya çalışıyoruz ve hareket noktamız genellikle bir makale oluyor. Söz konusu makaleleri bir hafta öncesinden ben belirleyip herkese gönderiyorum, herkes okumuş ve hazırlığını yapmış olarak gelip bilgi ve fikir havuzumuza katkılarını sunuyor.

Moderatorlük, son bir yıl içerisinde tecrübe etmeye başladığım, artık modern dönem söyleşilerinde önemi daha da artacak diye düşündüğüm önemli bir görev. Başka alanlarda alışılmış olsa da, ilahiyat alanıyla ilgili konuları bir söyleşi malzemesi olarak sunup yönetmek, en azından benim şimdiye dek görmediğim bir durum. Kendim de yapılmışını görmediğim için ister istemez bir tarz oluşturmaya gayret ediyor, bu arada yeterli altyapıya sahip olmadan sırf laf olsun diye yapılan konuşmaları engellemeye, bilgisi ve fikri olduğu halde ifade etme konusunda yine de geride durmayı tercih edenleri söyleşinin içerisine çekmeye, bir de, konuşulan konuların hayatın içerisinde bize pratik katkıları olacak olanlardan seçmeye, konuşmayı da o yönde yönetmeye çalışıyorum. Bunların hepsini birlikte başarmak zor olduğundan, yerine oturması ister istemez bir vakit alacak; ama aldığım eleştiriler şimdilik iyi gidiyor, umarım hep daha iyiye doğru gider.

Modern dönemde bu usulün önemli olduğunu söyledim; çünkü insanlar dini konuları, on – on beş yıl ve daha öncesinin dinleyicileri gibi dinlemiyor. Bu konularda konuşmacı ne diyorsa doğrudur, bir çelişki var görünüyorsa o bizim bilgisizliğimizdendir, anlamadığımız yerler varsa sormaya gerek yok, demek ki seviyemiz anlamaya müsait değil gibi anlamsız bir teslimiyet vardı önceleri. Buna karşılık son zamanlarda katıldığım ve yaptığım konuşmalarda fark ediyorum ki, eskinin tam tersine, dinleyicilerde sağlam bir mantık yapısı oluşmaya başlamış ve dinledikleri her şeyi mantık süzgecinden geçirip konuşmacının açığını hemen yakalayıp sorular sorarak konunun netleşmesini rahatlıkla isteyebiliyorlar. Bu durumda her ne kadar bazı konuşmacılar işi hemen teslimiyete, sorgulamanın “yanlışlığına” getirse, bunu yaparken sağlam “deliller” getirmeye çalışsa da, dinleyici kabul etmiş görünse bile bıyık altından gülümsüyor ve muhatabının notunu verdikten sonra iki seçenekten birinde karar kılıyor: ya ona karşı güvenini aza indiriyor, ya da belli bazı konuları onun anlamadığını fark ederek ona o konularda artık hiç soru sormuyor.

Ülkemiz adına sevindirici bir gelişme bence bu. Hem bilgi artışının sağlandığının, ilgi alanlarının genişlediğinin, hem de sağlam bir mantık ve eleştiri yapısının geliştiğinin habercisi bu gibi durumlar. Tabii her ne kadar kendilerine bazen kızsak da, üsluplarını, verdikleri bilgilerin yanlışlığını ve zaman ve mekan tercihlerindeki isabetsizliklerini eleştirsek de, televizyonda görünür olmayı tercih eden bazı ilahiyatçıların, bahsettiğim bu gelişmelerde az veya çok katkılarının olduğu gerçeğini teslim etmek gerekir diye düşünüyorum. Onlar vesilesiyle açılan konular, izleyicilerin zihinlerinde türlü soru işaretlerinin oluşmasına yol açıyor ve soru işaretini giderme gayretine girenler, araştırma işini iyi yaparlarsa doğru ve daha fazla bilgilere ulaşmak gibi bir mükâfat elde ediyorlar. Bu mükâfat, yeni bilgi arayışlarını arkasından getiriyor ve “bilgi ve hikmet sevgisi” denen şey bu şekilde artıyor ve yaygınlaşıyor. Fikirlerine katılmasam da, üsluplarını benimsemesem de, karşısındakine soru sordurabilen, zihinlerin konforunu bozabilen insanları seviyorum; zihin konforundan, sloganlaşmış ve ezberlenmiş, anlamlarından habersiz olunan cümlelerin zincirinden başka türlü kurtulamıyoruz çünkü.

Bu konuda şu da benim için kesin bir gerçek: İstişarenin, fikir alışverişinin, başkasının eleştirisini almanın gücü, tek başına çalışan bir dehadan çok daha fazla, üstelik hata yapma ihtimali çok daha az! Yaşanan hayat tecrübeleri, sahip olunan bilgiler gibi, kişilik ve zihin yapıları da herkeste farklı olunca, başkasına ne kadar danışırsak o kadar zenginleşiyoruz. Kendi hayatımda isabetli yaptığım bazı şeyler olduysa bunların çoğunda, kendi akıllılığımdan ziyade başkalarının aklından istifade etmemin daha fazla rol sahibi olduğunu itiraf etmeliyim! Pazar akşamları hazırladığımız ortamda da aynı şey oluyor ve aynen sevgi gibi, fikirlerin harmanlanmasından oradaki herkes zihnini açması ölçüsünde faydalanıyor; zarar eden kimse olmuyor.

Dini konularla ilgili konuşmalarda, ‘doğru’nun kimsenin zimmetinde olmadığı gerçeğinin de yavaş yavaş anlaşıldığını zannediyorum. Dini konularda üzerinde mutabık olunan doğruların yanı sıra, hiç de az olmayan büyük bir alan daha var ve mezhepler dediğimiz gerçekler de bu alanlarda söylenmiş sözlerden oluşuyor. Yakın zamana kadar başka mezheplerin bilgi ve görüşlerinden istifade etmek denen şey, Türkiye’de hararetli tartışmalara ve kavgalara sebep olabilirken, şu anda çok muteber ve yaygın kaynak kitaplarda bile bir konu anlatılırken mezhepler üstü bir üslup benimsenebiliyor ve bu, bazı aşırı muhafazakar çevreler haricinde, okuyucular için herhangi bir sorun oluşturmuyor. İlerleyen zamanlarda bu konuda daha da ilerleyeceğimizi ümit ediyorum.

Cahilliğimizin ve yukarıda sözünü ettiğim “zihin konforu”nun bir sonucu olsa gerek, toptancı bakışlara müptelayız çoğumuz. Bir kişi, mezhep, parti, grup, kitap vs. ya tamamen iyidir, dolayısıyla ne diyorsa sorgulamaya gerek kalmadan kabul edilmelidir; ya da tamamen kötüdür, dolayısıyla ondan bir fayda gelmeyeceğinden dolayı ondan ne kadar uzak durulsa o kadar iyidir; yasaklanmalıdır, söz konusu bile edilmemelidir! Bu dar bakış açısını kırdığımız zaman çok büyük bir seviye sıçraması yaşayacağız diye düşünüyorum. Çok iyi diye bildiğimiz insanların bile kötü yönlerinin ve yanlış fikirlerinin olabileceği, çok kötü veya cahil insanların da çok iyi bazı hasletlerinin, parlak fikirlerinin olabileceği gerçeğini hep göz önünde bulundurarak, ‘insanı tanımak’ denen zorlu fakat çok zevkli uğraşıya girme konusunda tembellik göstermemek gerekiyor.

Bütün bunların verimli bir ortamda hayata geçirilmesi için, konuşmaların düzenli ve başta belirlenen amaca hizmet etmesi için bazı durumlarda moderatörlük çok büyük bir önem kazanıyor ve önümüzdeki yıllarda, zannediyorum, fikir alışverişleri, yeni tabirle söylersek, beyin fırtınaları giderek büyük bir önem kazanacak. Herkesin birbirinden faydalandığı, eşitliğin egemen olduğu, ama hedefe en uygun şekilde ulaşmak için bir kişi tarafından yönetilen toplantılar her meslek dalında hayati önem taşımaya çoktan başladı bile. “Think tank” denen kurumlar neden şu anda dünya çapında bir fenomen halini aldı ve neden çok büyük etkiye sahipler dersiniz? Her bilimsel alanın dallanıp budaklandığı, bir bilim alanının yetkin bir bilgini olmak bir tarafa, onun dallarından sadece birinde bile eksiksiz bir uzman olmanın neredeyse hayal olduğu günümüzde, istesek de istemesek de, artık hepimiz birbirimizin bilgi ve düşüncelerine muhtacız! Bu durum dini bilimler için de artık fazlasıyla geçerli ve o alanlarda da düşünce kuruluşlarına, istişare heyetlerine, “think tank”lara ihtiyaç her geçen gün artıyor…

Reklamlar

2 thoughts on “Moderatörlük

  1. Evet, cogu insanin laf ortaya atip geri cekildigi, kimin ne soyledigi belli olmayan, aslinda moderator esliginde cok faydali bir sohbet haline gelebilecekken amacsiz sohbetler haline gelen konusmalardan kacinmak gerek. Yazarimizin uzerinde durdugu ve benim de katildigim husus, uc bes kisinin bile bir araya gelmesi ile olusan soylesilerde moderator esliginde konusulmasi gerektigi konusu. Selametle kalin.

  2. Moderatörlük taraf olmakmidir veya hakkaniyetle bir konuyu yönetebilmek midir. Bunun her iki versiyonunu gerek Türk medyasinda gerk ise yabanci medyada hep yasiyoruz. Ayni konuyu farkli acilardan ele alip birsey ortaya cikartmak da bir marifet olmaktadir.

    Evet katiliyorum, bizim de think thnak veya düsünce platformlari olustrumamiz gerekiyor. Türkiye de bir kac tane örnegi vardir. Bunlarin belki de en iyisi Sedat Laciner in icerisinde bulundugu NGO. Dha nice etkin ve yönlendirici NGO’lar altinda bulusmak ümidiyle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s