Göl Söyleşileri (2) – Gençlik

Bugün göle doğru giderken moderatörümüz ve konumuz bile belli değildi henüz. Hemen bir arkadaşı seçtik, konuyu belirleme işini de alelacele ona yükledik! Göle ulaşıncaya kadar düşünüp bugünün konusunu bize söyleyecek ve yapacağımız kırk dakikalık yürüyüşteki konuşmayı o konu çerçevesinde yönetecekti. Biraz düşündükten sonra pratik zekasıyla hemen başlığı koydu: Gençlik. Gençliğin önemi, toplum hayatındaki rolü, sorumlulukları ve toplumun onlarla kurduğu ilişkinin sağlık derecesi, ara başlıklarımızdı.

Öncelikle gençlik kavramının bize çağrıştırdıklarını konuştuk sırayla. Gençler, toplumun bir sonraki aşamasının yön vericileri, şekillendiricileri. Şu anda pek sesleri çıkmasa da, çıkan sesler pek önemsenmese de, ileride onlardan çıkacak ‘sesler’ ülkeyi daha iyiye ya da daha kötüye doğru götürecek. Bu durumda gençler üzerine yapılan politikalar ve onların önemini anlatan yazılar yanlış değil aslında, yani gereğinden fazla önem verilmesi gibi bir durum söz konusu değil çoğunlukla.

Geçenlerde dikkatimi çekmişti; baktım, sanat, siyaset ve spor dünyalarını etkileyen, şekillendiren, iyiye veya kötüye gitmelerine sebep olanların hemen hepsi ellili yaşlarını yaşıyorlar. Bu belki de hep öyle oldu. Hatta üzerinde yeterince durulmadığını düşündüğüm gerçeklerden biridir, Allah’ın, Hz. Muhammed’e peygamberlik görevini vermek için ‘beklediği’ yaş. Aslında bizim ölçülerimize göre o görevler yirmili ve otuzlu yaşlarda da rahatlıkla yapılabilirdi ama, ilginçtir, en güvendiği ve en sevdiği insanın o büyük görevi ancak kırk yaşında hakkıyla eda etmeye başlayacağı kararını verdi. Daha önceki süreçte ise, Peygamberimizin kendi ifadesine göre, Allah onu “güzel bir şekilde terbiye” etti.

Bu konuya geldiğimizde yönetmenliği üstlenen arkadaşımız, “Gençlik üzerine bu kadar söz söylenirken, övgüler dizilir ve sorumlulukları sıralanırken, acaba günlük sosyal ve siyasi hayatta onlar gerçekten önemseniyorlar mı?” sorusunu sordu. Maalesef bu sorunun cevabı hepimize göre de olumsuzdu. Sebebine gelince, bu bizim sosyal bilimlerle olan kötü ilişkimizin sonuçlarından biriydi bence. Pedagoji, psikoloji ve sosyoloji gibi hayati öneme sahip olan sosyal bilimlerdeki sebep-sonuç ilişkilerini bilmek, toplumun genç nesille nasıl bir iletişime geçeceğinin cevabını verecekti aslında.

Yeni nesilden sorumluluğunun bilincinde olması beklenilebilir mi? Tabii ki evet! Sorumlu bir çocuk ve genç demek, mum gibi duran, yaşlılar gibi hareket eden, hata yapma korkusundan dolayı hiç hareket edemeyen ucube bir insan tipi demek değildir şüphesiz.

Önemli bir deneyimimdir; gençlerin nasıl olması gerektiği konusunda bizim toplumlumuzda çok daha fazla, hatta bıktırır derecede ahkam kesilirken, Batı’da o derecede konuşulan, hakkında dert yanılan bir konu değildir bu; ama Batı’daki çocukların ve gençlerin sorumluluk bilinci bizimkilere göre çok daha gelişmiştir! Bırakın yirmili yaşlardaki gençleri, beş-altı yaşlarındaki iki çocuğun hareketlerinde bile bu fark rahatlıkla görülebilir. Bunun sebebi de, bahsettiğim ‘bilim-dışı’ düşünüş ve davranışlardır bana göre.

Bireyin gençliği ile toplumun gençliği arasında bir bağlantı kurulabilir mi diye düşününce, kurulabileceğinde karar kıldık. Aklıma İslam dünyasının en büyük tarih düşünürü İbn Haldun’un tarih anlayışı geldi: Toplumlar da insanlar gibi doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Birey gençliğinde nasıl hızlı, atak, dinç, bazen aşırı uçlarda, duyguları aklının önünde vs. ise, toplum da bir gençlik dönemi yaşıyor hayatının bir evresinde. A. Turan Alkan, aşırı milliyetçiliği, “toplumun ergenlik sivilcelerine” benzetirken muhtemelen aynı şeyi işaret ediyor. Ergenliğinin başlarında olan genç nasıl gururlu, gruplaşmaya daha meyilli ise, toplumlar da şekillenme sürecini yaşarlarken bir dönemde, diğer dönemlere kıyasla daha fazla içine kapalı, daha milliyetçi, daha bir aşırı gururlu olabiliyor.

Hasılı, gençlere biçilen misyon ve onlardan beklenen sorumlu davranışlar ne kadar haklı da olsalar, bizim eğitim sistemimiz ve ailelerimiz gençlerle olan iletişimlerinde büyük bir yetersizlik sergiliyorlar, bu bir gerçek.

Son olarak, “Gidişat nasıl?” sorusunun benim açımdan cevabı şu: Devlete ve aileye rağmen, ‘doğal’ metotlarla gençlerimiz çoğunlukla yollarını güzel bir şekilde buluyorlar; yeter ki yetersiz olanlar, evet, ‘yetersiz olanlar’ en azından gölge etmesinler!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s