Ahlaksızlaştıran takiyye

Mehmet Aydin
(Prof. Mehmet S. Aydın)

‘Takiyye ahlakı’ kavramı üzerinde çalıştığınızı biliyorum. ‘Takiyye ahlakı’ nedir? Bu kavram nasıl gündeme geldi?

Daha çok Türkiye siyasetinin gündeme getirdiği bir kavram. Yani felsefeciler odalarında, sınıflarında konuşurken böyle bir kavram geliştirmediler.

Bu kavramı ilk defa siz mi kullandınız?

Takiyye lafı çok eskidir Türkiye’de, İslam tarihinde. Belki ben bunu ‘Takiyye ahlakı’ formülü halinde dile getirdim. İddialı olmayayım, belki başkaları da kullanmış olabilir, ama ben kendim herhangi bir yerde okuyarak veya duyarak kullanmadım bu terkibi. Çünkü hakikaten ‘Takiyye ahlakı’bir tür ahlaki düşünme ve ahlaki eylem ortaya koyuyor. ‘Takiyye ahlakı’nı felsefede geniş anlamda ele alırsanız aslında çok yeni değil. Mesela, ‘Tedbir ahlakı’nın bir parçası olarak görülebilir bu. ‘Tedbir ahlakı’ felsefede eskiden beri vardır. Belki ben oradan yola çıkarak ‘Takiyye ahlakı’nı düşünmüş olabilirim.

‘Tedbir ahlakı’ nedir?

İnsan bir eylem ortaya koyacağı zaman, o eylemin sebebini kendi kendine sorar ve sonucunu da görmeye çalışır. “Bu eylemi niçin yapıyorum?” Burada felsefede iki ana kol var. Bu kollardan biri bizim daha çok ‘amaç ahlakı’ dediğimiz teleolojik ahlaktır. Burada diyorsunuz ki; şu eylemi yapmalıyım ki şu sonucu alayım. Yahut da hayır, bu eylemi yapmalıyım, çünkü bu eylem benim vazifemdir. İkinci şık daha çok Kant deontolojizmini karşınıza çıkarır. Yani, orada bir ‘ödev ahlakı’ söz konusudur. Öbürü daha çok bir teleolojik, yani amaca yönelik bir ahlaktır. Amaca yönelik ahlak da iki şekilde olabilir. Bunlardan biri, açık amaçları hedefleyen, yani toplumsal mekanda başkalarıyla konuşabildiğiniz, tartışabildiğiniz amaçlar bulunabilir. İkincisi, başka bir görüntü altında gizlenen amaçlar. ‘Takiyye ahlakı’ bu sonuncu anlayışın bir ifadesi. ‘Tedbir ahlakı’nın bir parçası olarak ‘Takiyye ahlakı’nın meşru olduğu bir alan var, bir de meşru olmadığı bir alan var.

‘Tedbir ahlakı’nın bir parçası olarak ‘Takiyye ahlakı’nın meşru olduğu alan nedir?

Meşru olduğu alan şudur: Biliyorsunuz takiyye “korunma” demektir. Vikaye’de aynı kökten geliyor. Kendinizi koruma ihtiyacında hissediyorsanız bu ihtiyacı yerine getirmek durumundasınız. Bu aynı zamanda pek çok ahlak görüşünde bir ödev, bir vazifedir. İslam dini açısından da öyle. Kendinizi korumak zorundasınız. Mesela, bir yerde size Müslüman olup olmadığınızı soruyorlar. Eğer “Müslümanım” dediğiniz zaman hayati bir tehlike doğacağından şüphe ediyorsanız veya eminseniz, o zaman “hayır Müslüman değilim” demenin bir günahı yoktur diye kabul edilir. Kant buna şöyle itiraz ediyor diyor ki; nereden biliyorsun seni öldüreceklerini? Onun için doğruyu söyle ve işi bitir orada. Ama Kant’ın dışındaki ahlak teorisyenlerinin büyük bir ekseriyeti de diyor ki; hayır insan hayatı böyle gitmiyor. Orada ciddi bir tehlike varsa, diyeceksiniz ki “hayır arkadaşım ben müslüman değilim.” Ama, hakikaten burada dürüst olmak lazım. Yani halis bir durumun, takiyyeyi gerektirecek bir durumun ortada olması lazım. Mesela; askersiniz, komutansınız ya da istihbaratçısınız. Doğruyu söylediğiniz zaman ortaya çıkacak felaketi belki siz bile tasavvur ve tahayyül edemezsiniz. Düşman yakalıyor bir komutanı “birliğin nerede söyle bakalım” dediğinde, şimdi bu adam “hayır dürüst olmak lazım, birliğim şurada” demez. Hiçbir insan da zaten, binlerce insanın ölümünü ortaya çıkaracak böyle bir dürüstlüğü (!) göze alamaz. Burada takiyye yapmak doğrudur ama bunun alanını genişletirseniz maalesef sonunda bu ahlaksızlığa dönüşüyor. ‘Takiyye ahlakı’ son derece zor şartlarda uygulanabilen, sizin için hayati tehlikenin, çocuğunuz için hayati tehlikenin ve ülkeniz için ciddi bir tehlikenin söz konusu olduğu yerde doğruyu bildiğiniz halde söylememe keyfiyetidir. Ama bunu çok ciddi olarak düşünmek lazım. İnsanoğlu önce belki çok ciddi konularda ‘Takiyye ahlakı’nabaşvuruyor, sonunda biraz daha az tehlikeli olan şeylere gelince, biraz daha, biraz daha… sınırlar genişliyor ve insan ahlaksızlığadüşüyor.

Türkiye’de insanlar temelde hangi problemden dolayı ‘Takiyye ahlakı’na başvuruyorlar?

Türkiye’de bugün insanların önemli bir kısmının takiyye ahlakına başvurmalarının sebebi; yeterli ölçüde demokrasinin olmayışıdır, yeterli ölçüde liberal bir siyasal iklimin olmayışıdır. Açıkça söyleyeyim; mesela bir insan düşününün ki, dine inanmıyor ama dine inanmamanın sıkıntı doğuracağı bir yerde bunu gizliyor. Oysa toplum onun gizlemesini anlamsız kılacak bir tolerans ve açık görüşlülük içinde olsa adam dürüst olacak. Dini alanda epeyce insanın zaman zaman takiyye yaptığına, yani dindar olmadığı halde dindar göründüğüne şahit oluyorum ben. Ama bundan daha da ciddisi belki; Türkiye’de düşününüz ki devlet memurusunuz. Zaten sistemimizin bizatihi kendisi bazı şeyleri söylememenizi sizden istiyor. Türkiye’de düşünülemeyen, tartışılamayan konular vardır. O konulara geldiği zaman bu insandan siz, ne düşünüyorsan, aklından ne geçiriyorsan, onu söyle diyemezsiniz. Bunu demeniz doğru değil. Evvela ‘Takiyye ahlakı’nın, ‘Tedbir ahlakı’nın olmaması için, o insan düşüncesini söylediği zaman başına hiçbir şeyin gelmemesi lazım. İşinden atılmaması, terfi edecekse terfisine engel olunmaması lazım. Ama siz kalkar derseniz ki; “şu fikirlere inanmayanlara ben hayat hakkı tanımayacağım.” O zaman o fikirlere inanmayan insanlar, inanıyor gibi görünürler. Bu bütün İslam dünyasında belli ölçülerde vardır. Batı o bakımdan yüzde seksen bizden daha ahlaklıdır. İngiltere’de, Hollanda’da çok az yerde insanlar ‘Takiyye ahlakı’na başvuruyorlar. Belki dış ülkelerle olan ilişkilerde onlar da çok kere gerçek amaçlarını dile getirmiyor olabilirler. Ama sıradan vatandaşlarının ‘Takiyye ahlakı’na sığınmaları için fazla sayıda sebep yok. İnsan haklarına yeterince riayet edilmediği, düşünce ve vicdan özgürlüğü alanlarının yeterince geniş̧ olmadığı, despotik, dayatmacı, “doğruyu sadece ben bilirim”ci anlayışların hakim olduğu, hele bir de işin ucunda silahın bulunduğu toplumlarda ‘Takiyye ahlakı’ bir siyaset haline gelir.

Bu ülkede demokrasi, liberal bir siyasal kültür, din ve vicdan hürriyeti, düşünce hürriyeti yeteri kadar olsa, böylesine bir yozlaşma ya da ahlaksızlık her halde yaşanmazdı.

Olsa bile marjinal kalır. Ortam bu tür davranışları besleyince bir de ‘haklı görme’ anlayışı kendiliğinden oluşuyor; ‘adam ne yapsın’ deniyor. Adamın önüne mikrofonu dayadınız, mesela, ‘din devleti’nin kurulmak istendiği bir yer düşününüz. Diyelim ki, Taliban’ın eline düştünüz. Adam soruyor ‘sen beş vakit namazını kılar mısın, kılmaz mısın?’ Sıkıysa ‘kılmam’ de. Ondan sonra hayati bir tehlike doğuyor. Oysa Kur’an’ın ölçüsünü alırsanız; “dileyen inansın, dileyen inanmasın” o zaman adam “hayır ben kılmıyorum” veya “inanmıyorum” diyor. Türkiye’de en azından bazı hayat alanlarında bir rahatlama oldu. Ama yine de bu rahatlamanın çağdaş bir ülke olmak için katiyyen yeterli olmadığına inanıyorum. Dinle ilgili kısımda da, siyasetle ilgili kısımda ela, öteki ideolojik bölgelerde de çok büyük bir rahatlamanın gelmesi, getirilmesi lazım. Saygı sınırları içinde kalmak şartıyla, hakaret etmemek şartıyla insanların düşüncelerini, duygularını dile getirmede hiçbir sakınca görmüyorum. Tam tersine, ‘takiyye’ yapan bir insanı, esasında siz yarı yarıya yaşatmıyorsunuz demektir. Çünkü o insan o düşüncesiyle, o duygusuyla yaşamadığı için, pek de yaşıyor sayılmaz. İnsanlar iç dünyalarını, dış̧ dünyaya yansıttıkları ölçüde yararlı ve üretken olabilirler.

Türkiye’de ‘Takiyye ahlakı’ deyince daha çok, din- siyaset ilişkisi akla geliyor değil mi?

Öyle ama, benim hayatta tanıdığım o kadar çok insan, o kadar çok takiyye yapıyor ki, bu takiyye’nin din ile hiç bir ilgisi yok. Mesela, bir toplantıya gidiyorsunuz; o toplantının esasında gereğine hiçbirimiz inanmıyoruz. Hepimiz gidiyoruz, hatta orada kürsüye gelip güzel güzel laflar da ediyoruz. “Bu önemli toplantıda…” diye söze başlayıp nutuk çeker, arkadaş dışarı çıktığı zaman “yahu usandık bu toplantılardan” diye hemen şikâyete başlıyor. Bence Türkiye bunun üzerinde çok ciddi olarak düşünmeli ve insanları takiyye yapabilecek şartlara evvela sistem olarak katiyyen zorlamamalı. Çünkü bundan hiçbir hayırlı sonuç elde edilmez. Mesela, bir insan din düşmanıysa, onu din dostu gibi göstermenin veya ona din dostu olduğunu söyletmenin, yararı değil, tam tersine zararı var. Çünkü o insanı başkaları öyle bilecek, lehindeymiş gibi tanıyacak ve o insan da belki daha fazla tehlikeli olabilecek çevresine. Onun için düşündüğünü, inandığını rahat söyleyebilecek bir Türkiye var kılmayı hedeflemeliyiz. Herşeyi, edep dahilinde kalmak şartıyla, rahatça eleştirebilecek, o konuda yazı yazabilecek, konferans verilebilecek bir Türkiye’yi bu noktaya vakit geçirmeden getirmemiz lazım. Eğer getiremezsek açıkçası ne bilgi çağıyla ne de bazı bakımlardan kendileri gibi olmaya mecbur olduğumuz Batı dünyasıyla kendimizi mukayese edebiliriz ve ne de problemlerimizi çözebiliriz.

Yani huy halini alan ‘Takiyye ahlakı’ yarardan çok öte kalıcı zararlar getiriyor.

IKB

Bazı İslam ülkelerinde huy haline gelmiştir bu takiyye ahlakı. Başlangıçta, İslam tarihinde ‘Takiyye ahlakı’nın çizilmiş sınırları vardır. Mesela, Gazali’yi okursanız söylediğim o sınırı görürsünüz: kendiniz, aileniz, milletiniz ve toplumunuz için ölüm tehlikesi söz konusu olduğunda, takiyyenin bir meşruiyeti söz konusu olur. Ama daha sonra sosyal ve siyasal durum İslam dünyasında takiyyeyi alabildiğince genişletmiştir. Bazı cemaatler başlangıçta zayıf idiler, onun için takiyyeye başvurmak zorunda kaldılar. Ama sonunda takiyye o cemaatlerin, hatta bazı milletlerin elinde kültürlerinin bir parçası haline geldi ve neredeyse ‘takiyye yapmak iman etmektir’ gibi son derece tehlikeli ve İslam açısından asla kabul edilemeyen fikir ve uygulamaların, yani siyasetlerin ortaya çıkmasına sebep oldular. Bugün pek çok toplum kesiminde maalesef, takiyye günlük ahlak haline gelmiş. Onların ne zaman doğruyu söylediklerinden, ne zaman doğruyu söylemediklerinden ben bile emin değilim. Ben böyle düşününce, acaba bu işlerle hiç ilgisi olmayan insanlar ne düşünürler, ne yaparlar?

(Prof. Mehmet S. Aydın ile İçe Kritik Bakış, M. Gündem, İyiadam yay. 1999)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s