CEMAAT’İN YANILGISI (2)

Gülen Cemaati son aylardaki kriz sürecinde kendi “haklılığı” konusunda AK Parti seçmenini neden hedeflediği oranda ikna edemedi? Bu soruya cevap olabilecek maddeleri konuşuyorduk…

Daha çok eğitim hizmetlerine yoğunlaşmış ve bu yolla toplumun hemen her kesimine hitap edebilmeyi başarmış bir dinî grubun siyasi alana girmesi ve bir partiye destek verirken başka partileri karşısına alması toplum tarafından pek hoş karşılanmadı.

Aslında Cemaat daha önce de, bilhassa referandum döneminde iç siyasette açıkça taraf olmama prensibinden ödün vermişti. O dönemde AK Parti ile yaşanan “muaşaka” diğer partiler ve seçmenleri tarafından eleştiri konusu olmuştu; ama o durum genel olarak muhafazakârların ‘menfaatine’ uygun bir çalışma olarak görüldüğü için AK Parti seçmeni o manzarayı memnuniyetle izlemişti.

Son dönemde ister istemez muhalefet kanadına geçmekle sonuçlanan bu ayrılık tercihi, her şeye rağmen “birliği bozmak” ve “dindarları zayıf düşürmek” olarak algılandı. Üstüne üstlük CHP gibi, adı din ve dindar karşıtlığı ile anılan bir partinin adayına oy toplama durumuna girmesi, muhafazakârların gözünde Cemaat’in yanlış yerde konumlandığı kanaatini güçlendirdi…

Cemaat’in son aylarda isteyerek ya da istemeyerek içinde bulunup mücadele ettiği saha kendisi için oldukça tehlikeliydi. Siyasi tartışmaların tüketilen malzemesi hâline gelmek, seçim sürecinde ‘gerekli’ olarak görülen gerginliğin ‘kurbanı’ olarak kullanılmak, anlaşılan o ki, beklemediği bir durumdu.

Kendi uzmanlık alanı olan sivil alanda değil de acemisi olduğu siyasi alanda Başbakan Erdoğan gibi güçlü bir liderle mücadeleye girip kazanmak çok zordu; çünkü siyasi alanda oyunlar ve prensipler sivil alana kıyasla oldukça farklıydı…

Erdoğan’ın kendi kitlesi üzerindeki gücünün bütün muhalifler tarafından tam olarak fark edilmediği de buraya eklenebilir. İstanbul’daki belediye başkanlığı döneminden beri, yani yirmi yıldır güvenilirliği ve karizması devamlı büyüyen bir liderin birkaç ay içinde bu güveni kaybedeceğini düşünmek büyük bir yanılgı idi. Bu öyle büyük bir güvendi ki, yolsuzlukla ilgili ciddi iddiaların ‘tamamen doğru olma ihtimali bile’ sarsmaya yetmedi.

Son olarak; diğer dinî gruplarla kıyaslandığında Gülen Cemaati aslında yaptığı çalışmaların metodu ve niteliği açısından sıra dışı, ve çeşitli nedenlerden dolayı da yalnız bir grup. Bununla birlikte, AK Parti’ye verdiği destek döneminde ilk defa olarak diğer çoğu grup tarafından takdir ve sempatiyle karşılandı. Ama bu gerçekte ‘şartlı’ bir sempatiydi. Cemaat gerekli olan ‘şartı’ yerine getirmeyince, yani siyasal İslam’a apaçık bir mesafe koyunca eskiden olduğu gibi yeniden tek başına bir duruma düştü…

Peki, bu birkaç aylık mücadelede muhafazakâr kesimi ikna etme konusunda umduğu başarıyı sağlayamayan Cemaat mutlak anlamda kaybetmiş sayılır mı?

Sıcaklığını ve tansiyonunu hâlâ koruyan bu konuda son sözü söylemek tabii ki mümkün değil. Ama her şeye rağmen Cemaat’in bazı kazanımları olduğu söylenebilir. Gereğinden fazla angaje olduğu politikadan ve siyasi bir partiden sıyrılıp kendi ‘asli’ alanına tekrar yaklaşmak; bundan sonra AK Parti’nin iç ve dış siyasetteki her türden görüş ve icraatlarının ortağı olma ya da öyle görünme sorumluluğundan sıyrılmış olmak; sadece kendi meselelerine değil ülkenin bütün sosyal sorunlarına çözüm arayan bir sivil toplum kuruluşu olma yolunda daha da ilerleme şansını yakalamak gibi…

(Bu yazı 10.04.2014 tarihli Taraf Gazetesinde yayınlanmıştır.)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s