KUTSALLARDAN ARINALIM

İslam’ın kutsallarına zaman içinde katman katman eklenen yeni kutsallıkların titizlikle ayıklanması gerekiyor.

Dinin ana kaynaklarındaki metinlerin dahi kutsallıklarının ele alınıp tartışılması gerekirken, böyle bir hayati çalışmayı yapmak bir yana, ana metinlere yapılan şerh ve yorumların dahi çoktan kutsallık zırhına büründürülmesi gibi büyük bir handikapla karşı karşıyayız.

Bir önceki yazıda da değindiğim gibi, bırakalım Kur’an ve Sünnet’in sağlam metotlarla tartışılmasını, fıkhî- itikadî mezhep imamlarının kendi ‘zamanlarının ve mekânlarının çocukları’ olarak verdikleri hükümleri tartışmak dahi belli bir ‘cesareti’ gerektiriyor maalesef.

Hemen her biri kendisini “ahirzaman cemaati” olarak gören ve liderlerinin “ruhanilerle” irtibat hâlinde olduğuna inanılan çoğu tarikat ve cemaat büyüklerinin yorumlarına yüklenen bir nevi kutsallık ve yanılmazlık halelerini de ekleyince, handikabın boyutlarının tahminlerin ötesinde olduğu ortaya çıkıyor.

Bu eklenmiş ve sonradan üretilmiş kutsallardan sıyrılabilmek için öncelikle tarihsel olan ile dinsel olanı, psikolojik ve kişisel kararlar ile aklî ve düşünsel kararları, coğrafi olan ile ruhani olanı, hevâî olan ile Kitabî olanı ayırt edebilmek şart.

Bırakalım geçmişteki yorum ve hükümlerin tarihselliklerini, günümüzde sıcağı sıcağına yaşadığımız olaylarda dahi yorumcu ve hükümcülerin kendi siyasi tercihlerinden ve sosyal arka planlarından ne kadar çok etkilendiklerinin ayırdına varmak ve vardırmak bazılarımız için neredeyse mümkün değil.

Sırtını dine yaslayan ve bunu yaparken de ya ana metinlerden bölümler okuyup yorumlayarak, ya da görünmeyen alanlardan (gayb) haberler getirdiğini ima ederek gücüne güç katan günümüzün yeni ‘kutsallık zırhlıları’, insanları ikna etmek için dinin karşı konulamaz gücünü istismar etmenin kolaylığını tarihteki örnekleri gibi çoktan keşfetmiş bulunuyorlar.

İslam insanın her anlamda özgürleşmesi konusunda ne kadar vurgu yapıyorsa, eklenmiş kutsallar insanları o kadar mahkûm ve sınırlandırılmış hâle getiriyor.

İslam insan aklına ne kadar vurgu yapıyorsa, eklenmiş kutsallar aklı o kadar baskı altına almaya çalışarak sadakat, itaat ve teslimiyetin altını çiziyorlar.

İslam eşitlik ve adalet vurgusu yaptıkça, hilafet, ümmet, ulü’l-emr, cihad, aile, birlik, fitne gibi kavramların istismarı yoluyla bütün adaletsizliklerin, diktatörlüklerin, zulümlerin, baskıların, hak ihlallerinin üstü örtülüyor, hattâ sözkonusu yanlışlar tam da bu kavramlar aracılığıyla meşrulaştırılıyor.

Erkekler ellerindeki iktidarı ve kontrol gücünü kaybetme ihtimalleriyle karşılaşınca kadınların üstüne kutsallarını boca ediyor; anne-babalar çocuk eğitiminde zorlandıklarında üretilmiş kutsalların yardımına koşuyor; bazı siyasi ve dinî grup liderleri otoritelerinin sarsıldığını hissettikleri anda takipçilerinin üzerine kutsallık dozlu argümanlarını saçıyorlar.

Tamamen olmasa da, biraz da bu yüzdendir ki, baskı ve şiddet gören kadınlar yeterince seslerini çıkar(a)mıyorlar; hakları çeşitli şekillerde apaçık ihlal edilen halklar fitne endişesinden dolayı yüksek sesle itiraz yükselt(e)miyorlar.

Kutsalların çoğundan arınmak gerekiyor. Aksi takdirde erkekler kadınları, siyasiler seçmenleri, tüccarlar müşterilerini, Türkler Kürtleri, baskı ve şiddetseverler savunmasız halkları bu bitmek tükenmek bilmeyen istismar hazinesi yoluyla sindirip sömürmeye devam edip gidecekler.

Arınmanın en önemli yolu olarak sosyal bilimlerle işbirliği yapmayı öneriyorum; bunu başka bir yazıda konuşalım…

(Bu yazı, 06.08.2015 tarihli Taraf Gazetesinde yayımlanmıştır.)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s