“God Is Back”

İslam karşıtlığında Batı medyasının rolü var

god is backBatı medyasının önemli yayın organlarından The Economist dergisinin genel yayın yönetmeni John Micklethwait ve Washington temsilcisi Adrian Wooldridge, din üzerine kapsamlı bir çalışmaya imza attılar: God Is Back (Tanrı Geri Döndü). Dünyada dinin yükselişinin sebeplerini ve bunun küresel ekonomiye etkilerini ele alan kitap, pek çok övgüyle beraber ateistlerin sert eleştirilerinden de nasibini aldı. The Economist’in yayın yönetmeni John Micklethwait’e kitap hakkındaki sorularımızı sorduk.

Biri Katolik, öteki ateist iki gazeteciyi din gibi zor bir konuda, böyle kapsamlı, emek isteyen bir çalışmaya iten sebep neydi?

Bu kitabı yazmamızdaki en önemli etken gazetecilikti. Aslında “Amerikan dini”, yani Amerika’da din üzerine bir çalışma tasarlıyorduk. Ancak konuya daha geniş bir açıdan baktığımızda dünyanın gittikçe daha az dindar ve daha laik olduğu yönünde bir kanaatin varlığını fark ettik ve Amerika’da dinin buna bir istisna oluşturduğunu gördük. Dünyanın geneline baktığımızda ise aslında bunun tersi geçerli. Yine de bu tam olarak kitap için başlangıç noktamız değil, vardığımız sonuç oldu.

Kitabınızda “dine dönüş” konusundaki gelişmenin nicel değil niteliksel olduğunu belirtiyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Dine ilişkin istatistikler genel olarak dinin yükselişte olduğunu gösteriyor. Bunu “nicel” değil “niteliksel” olarak tanımlamamızın sebebi, dine ilişkin istatistiklerin büyük oranda karmaşık ve zor çözümlenir olmaları. Bir yandan da abartılmaya elverişliler. Bir insan kiliseye gidiyorsa, bu onun dindar olduğunu gösterir elbette, eğer bir Müslüman camiye gidiyorsa da aynı geçerli. Ama tüm bunlar gerçekten bu rakamlara güvenip güvenemeyeceğiniz sorusunu da ortaya çıkarıyor. Yani bir kilisede veya camide kaç insan toplanıyor? Buradaki temel fikir şu: Ortada dünyanın ne kadar dindar olduğuna dair çarpıcı bir rakam var, ama buna ne kadar güvenebiliriz? Mesela, Türkiye örneğinde bu böyle; Türkiye dinin kamusal alanda gözlemlenebildiği bir ülke.

Türkiye’ye modernlik ve İslam bağlamında sık sık atıf yapıyorsunuz. Avrupa’nın Hıristiyan kimliğini yeniden keşfeden liderlerin Türkiye’nin AB’ye girmesine karşı çıktığını söylüyorsunuz. Türkiye’nin AB şansı var mı?

Evet, kitapta Türkiye’ye modernizm ve İslam bağlamında sıkça atıfta bulunduk. Avrupa’da Hıristiyan kimliğini keşfeden dindar insanlara kimse dikkat çekmiyor. Temelde ikiyüzlü bir tutum var. Anayasaya Hıristiyan kelimesini koymak istemeyen insanlar Türkiye söz konusu olduğunda hemen ağız değiştiriyorlar. Türkiye’nin AB üyeliği için ilginç bir zaman olduğunu düşünüyorum ve The Economist dergisi olarak Türkiye’nin üyeliğini kuvvetle destekliyoruz. Sanırım Türkiye’nin AB’ye üye olmadan çözülmesi gereken sorunları olduğu yönünde güçlü bir görüş var. Bana kalırsa Avrupa içerisinde Türkiye’nin üyeliğini engelleyen sorunlar Türkiye’de olduğundan daha fazla.

Türkiye’de sizin deyişinizle “alenen İslamcı bir parti” iktidarda ama mahkemeler laik. Türkiye örneğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zaten Türkiye örneğinde ilginç olanın da bu olduğunu düşünüyorum. Bana kalırsa Türkiye İslam’ın geleceği için bir model sunuyor. Türkiye’de dindar Müslümanlar bulabilirsiniz, hatta İslami bir partiniz bile olabilir. Bunun için teokratik bir anayasa da şart değil. Bu, kültür açısından da böyle. İstanbul’da ziyaret ettiğim modern sanat müzesini buna örnek verebilirim.

Kitabınızın doğrudan Nietzsche’ye atıf yapan başlığı “God Is Back” (Tanrı Geri Döndü) geleceğe dair neyi ima ediyor: Dinin yükselişi sonucunda tüm dinlerin barış içinde olduğu bir dünya mı, din savaşlarının hüküm sürdüğü bir karmaşa ortamı mı?

Aslına bakarsanız, basit bir şekilde bu başlık dinin geri döndüğü imasını taşıyor, ki bu da bence azımsanacak bir şey değil. Sanırım insanlar Tanrı’nın “yok olduğu” sonucuna varmak için acele etti. Tanrı, çağdaş söylemin gerçekten anlamlı bir boyutu değildi. Bunun doğru olmadığını sürekli tekrarlıyorum. Günümüzde insanlar derin bir şekilde dinin etkisiyle hareket ediyor. Özel hayatlarda ve siyasette bunun etkilerini görüyoruz. İster beğenelim ister beğenemeyelim, din aslında çağdaş söylemin bir parçası. İşte tam da bu nedenlerle başlığın kullanılabilecek ilginç bir örnek olduğunu düşündük. Ama bir başlık eninde sonunda sadece bir başlıktır, bu açıdan “Tanrı Geri Döndü” yerine başka bir isim de kullanabilirdik. Bu başlık bize neler olduğunu anlatmanın en basit yoluymuş gibi geldi. Dinin yükselişinden sonra tüm dinlerin bir arada, barış içinde yaşamaları mümkündür. Belki başlığın bu tür bir iması da olabilir. Bu konuda Amerika örneğine bakabilirsiniz. ABD, tüm dinlerin bir arada, barış içinde var olabildiğine çarpıcı bir örnektir. Orada birçok farklı din var. Müslüman, Hindu, Hıristiyan ya da Yahudi olabilirsiniz, herhangi bir dine inanabilirsiniz. Hepsi yan yana, mutlu bir şekilde var olabiliyor, ama dünyanın başka birçok yerinde bu durum bir kargaşa zemini de meydana getiriyor.

(…)

Washington Post ve ABC’nin hazırlattığı bir kamuoyu yoklaması sonucunda 2006’da ABD’lilerin yüzde 46’sının İslam konusunda olumsuz görüşe sahip oldukları sonucu ortaya çıkmıştı. Bu istatistik, Batı ülkeleri için de geçerli. Batı toplumunda İslam’a karşı duyulan çekincelerde medyanın da rolü olduğunu düşünüyor musunuz? Edward Said’in bu konuda sert eleştirileri vardı…

Evet, sanırım bunda medyanın önemli bir rolü oldu. Bu tutum, benzer şeylerin siyasetçilerce dile getirilmesiyle de birleşti. Basın bazı şeyleri abarttı. Bazı fiziksel davranışların kaçınılmaz olarak insanları İslam dünyası konusunda olumsuz bir görüşe itmiş olması da söz konusu. Bunun en açıkça görüleni de 11 Eylül’den sonra oldu. Eğer bir Amerikalıysanız İslam dünyası hakkındaki görüşünüz 12 Eylül 2001 sabahı, 11 Eylül günü olduğundan daha olumsuz bir hale gelecektir. Ama bu, karşı taraf için de geçerli. Mesela, İsrail’in Müslümanlarca sevilmemesinin sebebi, kullandığı yöntemler. Haklısınız, medya İslam karşıtlığı konusunda önemli bir rol oynadı.


The Economist’i yükseltiyor

John Micklethwait47 yaşındaki John Micklethwait, 2006 yılından bu yana haftalık The Economist dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapıyor. Dergi, 2008 ABD başkanlık seçimlerinde Barack Obama’ya verdiği açık destekle dikkat çekmişti. Micklethwait yönetimindeki The Economist, son dönemde ise medyadaki ticari başarısıyla gündemde. Haftalık haber dergileri Newsweek ve Time, son bir yılda milyonlarca okur kaybederken The Economist internet çağında tirajını korumakla kalmadı, yüzde 25 oranında artırdı.

(Can Bahadır Yüce, Zaman, Haziran ’09)

Mecelle (1-10)

(Hazırlayan: E.Ç.)

1- “İlm-i fıkh, mesâil-i şer’iyye-i ameliyeyi bilmektir.”

İlm-i Fıkh: Fıkıh ilmi

Mesail: Meseleler

Mesâil-i şer’iyye-i ameliye: Amellerle ilgili şer’i / hukuki meseleler

2- “Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir.”

Örnek:

  • Yitik bir malı koruyup sahibine verme niyetiyle alan kişinin, malın helak olması halinde onu tazmin etmesi gerekmezken; söz konusu malı sahiplenme niyetiyle almış olması halinde tazmini gerekir.
  • Bir devlet büyüğüne ibadet niyetiyle secde edilmesi küfür, bunun saygı amacıyla yapılmış olması sadece günah olarak görülmüştür.

3- “Ukudda itibar mekasıd ve meaniyedir; elfaz ve mebaniye değildir.”

Ukud: Akitler, anlaşmalar

Mekasıd: Maksatlar

Meani: Manalar

Elfaz: Lafızlar, sözler, cümleler

Mebani: Açıklamalar

Bu madde, niyet ile ifade arasında aykırılık bulunduğu zaman geçerlidir. Yoksa lafız tamamen bir kenara atılacak değildir. Ayrıca bu madde, lafızların asıl manalarından başka manalarda da kullanılabileceği göz önüne alınarak tespit edilmiştir.

Kaidede “ukud” kaydının bulunması, yeminlerle ilgili hükümleri istisna etmek içindir; zira yeminler amaca göre değil, kullanılan lafızlara göre değerlendirilir. Kısastan af gibi.

Örnek: Bir kimse usulü dairesinde tanzim ettiği senette “Şu malımı oğlum Ahmet’e hibe ediyorum. Sağ olduğum müddetçe bu malda tasarruf edeceğim, ben öldükten sonra oğlum Ahmet tasarruf edecek ve diğer varislerim müdahale etmeyecektir.” demiş olsa, “hibe ediyorum” tabiriyle bu tasarrufun hibeye hamli mümkün ise de “Ben sağ olduğum müddetçe tasarruf edecek” ibaresinin delaleti ile maksadın vasiyet olduğu anlaşılır.

4- “Şekk ile yakin zail olmaz.”

Şekk: Bir şeyin varlığına ve yokluğuna eşit derecede kani olmak

Yakin: Bir şeyin varlık veya yokluğundan birine, bir delil sebebiyle, aklın kesin olarak veya kuvvetli bir zanla karar vermesi

Zail olmak: Yok olmak

Yani: Var olduğu yakinen bilinen bir şeyin aksine kesin delil bulunmadıkça, sonradan meydana gelen bir şüphe ve tereddütten dolayı onun yok olduğuna hükmedilmez; yakin, ancak yakin ile zayi olur.

Örnek :

  • Abdestli olan bir kişi, abdestinin bozulup bozulmadığından şüpheye düşse, abdestinin bozulduğuna dair kesin bir bilgi olmadıkça bu şüpheye itibar edilmez, bu abdestle kıldığı namazlar sahih kabul edilir.
  • Bir kimse “Filan şahsa zannımca şu kadar lira borcum vardır” dese bununla borç sabit olmaz.

5- “Bir şeyin bulunduğu hal üzere kalması asıldır.”

Yani: Geçmişte sabit olduğu kesin olarak bilinen bir şeyin, aksine bir delil bulunmadıkça geçmişteki haline itibar edilir.

Örnek: Kayıp kişinin hayatta olduğu geçmişte kesin olarak bilinmekte iken, öldüğüne dair kesin bir delil bulunmadıkça hayatta olduğu kabul edilir. Dolayısıyla, bu durumdaki kişinin ölümüne dair kesin bilgi elde edilmedikçe, malları mirasçılarına paylaştırılamaz.

6- “Kadim kıdemi üzerine terk olunur.”

Kadim: Başlangıcını kimsenin bilmediği şey, eski.

Kıdem: Eskilik

Örnek: Bir evin yağmur suları, eskiden beri komşusunun bahçesine akmaya devam ettiği halde, komşusu, “bundan sonra akıtmam” diyemez. Çünkü bu uygulama “kadim” olmuştur.

7- “Zarar kadim olmaz”

Örnek: Yayaların geçişini engelleyecek şekilde yapılmış balkonlar, kamu sağlığını tehdit eden kanalizasyon ve çöplükler, ne kadar eski uygulamalar olursa olsun kaldırılır veya tamir edilip zararları giderilir.

8- “Bir zamanda sabit olan şeyin hilafına delil olmadıkça bekasıyla hükmolunur.”

Hilafına: Aksine, tersine.

Beka: Kalıcılık

Örnek: Bir kimsenin başka birine borçlu olduğu, ikrar veya başka bir delille sabit olduktan sonra bu şahıs, borcunu ödediğini veya kendini bu borçtan ibra edildiğini iddia etse, söz, yeminle birlikte alacaklıya ait olur.

9- “Bir emr-i hâdisin akreb-i evkatına izafeti asıldır.”

Emr-i Hadis: Sonradan gerçekleşen olay, iş.

Akreb-i evkat: En yakın vakit

İzafet: Bağlantı kurmak

Konu, yeni ortaya çıktığı kabul edilen durumun ortaya çıkış tarihi ile ilgilidir. Mevcut durumun sonradan mı meydana geldiği, yoksa eskiden beri mi var olduğu, tartışma konusu değildir.

Örnek: Bir kimsenin, ölmeden önce bir ikrarda bulunduğu sabit olsa, bu ikrarın ne zaman meydana geldiğinde anlaşmazlık çıkması halinde, aksine bir delil olmadığı sürece bu ikrarın ölüm hastalığı (maraz-ı mevt) esnasında meydana geldiğine hükmedilir.

10- “Beraet-i zimmet asıldır.”

Beraet-i zimmet: Kişinin temiz ve borçsuz olması

Örnek:

  • Ödünç alan kişi, ödünç malı iade ettiğini iddia ederse, bu kaide gereği onun sözüne itibar edilir.
  • Bir kimse başkasının malını telef ettiğinde, bunun miktarı konusunda taraflar ihtilaf etmişlerse, söz telef edene ait olur. Çünkü telef eden, karşı tarafın ileri sürdüğü fazlalığın zimmetindeki varlığını inkar etmektedir. Beraet-i zimmet asıl olması hasebiyle, iddia ettiği fazlalığın ispatlanması için mal sahibinden delil getirmesi istenir.

Mecelle’nin 100 Maddesi

(Maddelerin detaylı ve örnekli açıklamaları için buraya tıklayınız.)
  1. İlm-i fıkh, mesâil-i şer’iyye-i ameliyeyi bilmektir.
  2. Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir.
  3. Ukutta itibar mekasıd ve meaniyedir; elfaz ve mebaniye değildir.
  4. Şekk ile yakin zail olmaz.
  5. Bir şeyin bulunduğu hal üzere kalması asıldır.
  6. Kadim, kıdemi üzerine terk olunur.
  7. Zarar kadim olmaz.
  8. Beraet-i zimmet asıldır.
  9. Sıfat-ı arızada asl olan ademdir.
  10. Bir zamanda sabit olan şeyin -hilafına delil olmadıkça- bekasıyla hükmolunur.
  11. Beka, ibtidâdan esheldir.
  12. Bir emr-i hâdisin akreb-i evkatına izafeti asıldır.
  13. Zarar ve mukabele bi’z-zarar yoktur.
  14. Zarar izale olunur.
  15. Zarar kendi misli ile izale olunamaz.
  16. Zarar-ı âmmı def’ için, zarar-ı hâs ihtiyar olunur.
  17. Zarar-ı eşed, zarar-ı ehaf ile izale olunur.
  18. İki fesat tearuz ettiğinde ehaffı irtikab ile a’zamının çaresine bakılır.
  19. Ehven-i şerreyn ihtiyar olunur.
  20. Def-i mefâsid, celb-i menâfiden evlâdır.
  21. Zarar, bi kaderi’l-imkân def olunur.
  22. Meşakkat teysiri celb eder.
  23. Bir iş dıyk oldukta, müttesa’ olur.
  24. Zaruretler, memnu olan şeyleri mübah kılar.
  25. Zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunurlar.
  26. Bir özür için caiz olan şey, o özrün zevali ile batıl olur.
  27. Mani zayi olunca memnu avdet eder.
  28. Hacet umûmî olsun, husûsî olsun, zaruret menzilesine tenzil olunur.
  29. Iztırar gayrın hakkını iptal etmez.
  30. Alınması memnu olan şeyin, verilmesi dahi memnu olur.
  31. İşlenmesi memnu olan şeyin istenmesi dahi memnu olur.
  32. Adet muhakkemdir.
  33. Nâsın istimali bir hüccettir ki, anınla amel vacip olur.
  34. Adeten mümteni olan şey, hakikaten mümteni gibidir.
  35. Ezmanın tegayyürü ile ahkâmın tegayyürü inkâr olunamaz.
  36. Âdetin delaletiyle mana-yı hakikî terk olunur.
  37. Âdet ancak, muttarit yahut galip oldukta muteber olur.
  38. İtibar gaalib-i şayia olup nadire değildir.
  39. Örfen maruf olan şey, şart kılınmış gibidir.
  40. Beynettüccar maruf olan şey, aralarında meşrut gibi­dir.
  41. Örf ile tayin nass ile tayin gibidir.
  42. Vücudda bir şeye tabi olan, hükümde dahi ona tabi olur.
  43. Tabi olan şeye ayrıca hüküm verilmez.
  44. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin zarûriyyatından olan şeye dahi malik olur.
  45. Asıl sakıt oldukta, fer’i dahi sakıt olur.
  46. Asıl sabit olmadığı halde fer’in sabit olduğu vardır.
  47. Mâni ve muktezi tearuz edince mâni takdim olunur.
  48. Sakıt olan şey avdet etmez.
  49. Bir şey bâtıl oldukta anın zımnındaki şey de batıl olur.
  50. Aslın ibkâsı (veya îfası) kabil olmadığı hâlde bedeli îfâ olunur.
  51. Bizzat tecviz olunmayan şey, bittebâ tecviz olunabilir.
  52. İbtidaen tecviz olunamayan şey bakâen tecviz olunabilir.
  53. Teberru’ ancak kabz ile tamam olur.
  54. Raiyye, yani teb’a üzerine tasarruf maslahata menuttur.
  55. Velâyet-i hâssa velâyet-i amme’den akvâdır.
  56. Kelamda asl olan mana-yı hakikidir.
  57. Manayı hakiki, müteazzir olduğunda mecaza gidilir.
  58. Kelamın i’mali, ihmalinden evlâdır.
  59. Bir kelamın i’mali mümkün olmazsa ihmal olunur.
  60. Mütecezzî olmayan bir şeyin bazısını zikretmek, küllünü zikir gibidir.
  61. Mutlak ıtlakı üzere cari olur. Eğer nassen yahut delaleten takyid delili bulunmazsa.
  62. Hazırdaki vasıf lağv, gaibdeki vasıf, muteberdir.
  63. Sual cevabda iade olunmuş addolunur.
  64. Sâkite bir söz isnad olunmaz. Lakin maraz-ı hacette sükût beyandır.
  65. Bir şeyin umuru batınada delili, o şeyin makamına kaim olur.
  66. Mükâtebe, muhâtebe gibidir.
  67. Dilsizin işaret-i ma’hudesi, lisan ile beyan gibidir.
  68. Tercümanın kavli her hususta kabul olunur.
  69. Tasrih mukabilinde delalete itibar yoktur.
  70. Mevrid-i nassda ictihada mesağ yoktur.
  71. Ala hilafil kıyas sabit olan şey saire makîsun aleyh olamaz.
  72. İctihad ile diğer ictihad nakz olunmaz.
  73. Hatası zahir olan zanna itibar yoktur.
  74. Senede müstenid olan ihtimal ile hüccet yoktur.
  75. Tevehhüme itibar yoktur.
  76. Burhan ile sabit olan şey, ayanen sabit gibidir.
  77. Beyyine müddeî için ve yemin münkir üzerinedir.
  78. Beyyine,  hilafı zahiri isbat için, yemin aslı ibkâ içindir.
  79. Beyyine, hüccet-i müteaddiye ve ikrar, hüccet-i kâsıradır.
  80. Kişi ikrarı ile muaheze olunur.
  81. Tenakuz ile hüccet kalmaz. Lakin mütenakızın aleyhi­ne olan hükme halel gelmez.
  82. Her kim ki kendi tarafından tamam olan şeyi nakz etmeğe sa’y ederse sa’yi merduttur.
  83. Şartın sübutu indinde ona muallak olan şeyin sübutu lazım olur.
  84. Bi kaderi’l-imkan şarta riayet olunmak lazım gelir.
  85. Vaadler sureti taliki iktısa ile lazım olur.
  86. Bir şeyin nef’i zamanı mukabelesindedir.
  87. Ücret ile zaman müctemî olmaz.
  88. Cevaz-ı şer’i, zamana münafî olur.
  89. Mazarrat menfaat mukabelesindedir.
  90. Külfet ni’mete ve ni’met külfete göredir.
  91. Bir fiilin hükmü failine muzaf kılınır ve mücbir olmadıkça amirine muzaf kılınmaz.
  92. Mübaşir, yani bizzat fail ile mütesebbib müctemî oldukta hüküm, faile muzaf kılınır.
  93. Mübaşir, müteammid olmasa da zâmin olur.
  94. Mütesebbib müteammid olmadıkça zâmin olmaz.
  95. Hayvanatın kendiliğinden olarak cinayet ve mazarratı hederdir.
  96. Gayrın mülkünde tasarrufla emretmek bâtıldır.
  97. Bir kimsenin mülkünde onun izni olmaksızın ahar bir kimsenin tasarruf etmesi caiz değildir.
  98. Bilâ-sebeb-i meşru’ birinin malını bir kimsenin ahz eylemesi caiz olmaz.
  99. Bir şeyde sebeb-i temellükün tebeddülü o şeyin te­beddülü makamına kâimdir.
  100. Kim ki; bir şeyi vaktinden evvel isti’cal eyler ise mahru­miyetle muateb olur.

***

MECELLE-İ AHKAM-I ADLİYYE

1869–1876 yılları arasında Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir heyet tarafından bölüm bölüm hazırlanarak kabul edilen, İslam dünyasının ilk ve en önemli medeni kanunu. Bir giriş ile 16 bölümden oluşmuştur ve 1851 madde içerir.

AHMET CEVDET PAŞA (1822 – 1895)

Osmanlı devlet adamı, tarihçi ve hukukçu. 12 ciltlik bir Osmanlı tarihi yazmış, Mecelle’nin hazırlanmasında önemli rol oynamıştır.

İlköğrenimini Lofça’da yaptı. 1839’da İstanbul’a gelerek Fatih’teki Paşaoğlu Medresesi’ne girdi. Burada öğrenimim sürdürürken bir yandan da tarih, coğrafya, astronomi, matematik gibi alanlarda özel ders aldı ve Fransızca öğrendi. Medreseyi 1844’te bitirdikten sonra Premedi (bugün Arnavutluk’ta) kazası kadılığına atandı. 1845’te “İstanbul rüusu” alarak müderris oldu. 1846’da Sadrazam Mustafa Reşid Paşa’nın yanında görevlendirildi. Bu tarihten, paşanın vefat ettiği 1858’e değin hukuksal konularda danışmanlık yaptı. 1849’da, olağanüstü görevle Bükreş’te bulunan Fuad Efendi’nin (Paşa) yanına gönderildi. 1850’de Meclis-i Maarif üyeliğiyle birlikte Darülmuallimin müdürlüğüne atandı. 1851’de yeni kurulan Encümen-i Daniş üyeliğine getirildi. Bu kurul tarafından, Osmanlı Devleti’nin 1774’ten sonraki tarihini yazmakla görevlendirildi. 1855’te vakanüvisliğe atandı. 1856’da Galata kadısı oldu. 1857’de “Mekke” payesi aldı.

Fransızca, Farsça öğrenmiş, bunun yanı sıra matematik, felsefe, kozmografya ve tabii ilimler üzerinde de çalışmış olup, dönemin ünlü bir hukukçusudur. Kadılık, Divan-ı Ahkâm-ı Adliye Reisliği yapmıştır. “Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye” isimli hukuk metnini oluşturanların başında gelmiştir. Divan-ı Ahkâm-ı Adliye Reisliği, bakanlığa çevrilince ilk adalet bakanı olmuştur. Beş kez adalet bakanlığı, üç kez eğitim, iki kez evkaf, bir kez dâhiliye, ticaret ve ziraat bakanlıklarında bulunmuştur. “Tarih-i Cevdet”, en önemli eseridir.