John’un sorusu

“I was in the coffee shop at Waterstone’s a couple of days ago, and got talking to another old boy. I was remarking on a book by an ex-nun. It’s a history of Christianity; and the review in the London Review of Books says she has a bee in her bonnet about Jesus never being shown in the New Testament of the Bible, to have claimed divinity for himself, i.e, she says he never said he was God. The other chap said that was an unremarkable claim, and that indeed Muslims must claim exactly that: a prophet but never one who claimed to be God. So, I told this man I would consult you on this matter. There’s my question: is that what Islam teaches re Jesus: he never said he was God; or maybe the thinking is that he did claim Godhood but was just deluded on this point?”

(John P. S.)

Fransız Kalmayınız!

eiffelden

İ

İçimizde, François ve Kanuni Sultan Süleyman’ın şaibeli ilişkisini duymayanımız yoktur sanırım. Şöyle bir hikâye dolanır dilden dile: Fransa kralı François Kutsal Roma İmparatorluğu ile yapılan bir savaşta esir düşmüştür acımasız Şarlken’e (Charles Quint). Çaresiz Fransızlar soluğu Osmanlının kapısında alırlar. Dönemin haşmetli hünkârı Kanuni’nin bir emriyle -ne hikmetse- Şarlken François’yı serbest bırakır. Bundandır ki o günden sonra “le Magnifique” (Muhteşem) diye anılacaktır bizim Kanuni, Fransızlar tarafından.

Ortalama bir genel kültüre sahip her Türkün belleğinde mevcut olan bu yarı tarihi hikâye Fransızların ne denli “nankör” olduklarını örneklendirmek için kullanılır tarafımızdan.

İki millet arasındaki ilişkilerin bilinçaltını oluşturan efsanelerin bize bakan tarafı bu hikâyeyle sınırlı değil şüphesiz. Şöyle bir kurcalayınca zihnimizi, daha neler çıkıyor neler!

Banyo yapmadıkları için pis kokularını gidersin diye parfümü icat eden bir milletten bahsediyorum. Aynı becerilerini, sokaklara attıkları pisliklere basmamak için topuklu ayakkabıyı üretmekte de kullanmışlardır nitekim! Geçmişlerine dair sahip olduğumuz bu hoş anekdotlar (!) modern zamanlarda da artarak devam etmiştir. Bencilliği ile ünlü bu insanlar 18 yaşını geçen çocuklarından evlerinde kalmaya devam ettikleri sürece kira talep etmektedirler zira!

Bütün bu popüler medya efsaneleriyle tanıdığımız Fransa’yı ve Fransızları ne kadar tanıyoruz aslında?

alpe d'huez

Asterix ve Obelix (Türkçeye Oburix diye çevrilmiştir bu meşhur çizgi dizi karakteri; burnuna kadar varan göbeğinden ve doymak bilmeyen iştahından olsa gerek) ve hatta köpekleri idefixe’in ülkesi Galya’nın (Fransa coğrafyasının eski adı) tarihi François-Kanuni ilişkilerinden ibaret olmasa gerek.

Dünya’nın ilk defa Fransızlar eliyle tanıdığı “modernizm”, “cumhuriyet” ve “milliyetçilik” kavramları Fransız toplumunun sahip olduğu tarihi dinamiklere işaret etmektedir aslında. 1789 ihtilaliyle monarşizme son verip kendi kendini yönetmeye karar veren bu millet, insan iradesinin üstündeki bütün güçlere savaş açmıştır. O dönem bu savaşın muhatabı krallık, kilise (Laiklik: kilise tekrar politikaya soyunmasın diye) ve aristokratlar olmuştur. Napoléon’un kumandasındaki özgürlük ordularıyla bütün Avrupa’yı baştanbaşa fetheden Fransızların “herkes için cumhuriyet” hayali Rusya steplerindeki soğuğa karşı koyamamış ancak Avrupa ırklarına kendi kendilerini yönetme fikrini aşılayabilmiştir.

1968 Mayısında ise geleneğin ve dinin kaybedenler arasına yazıldığı toplumsal bir devrimle dünyaya cinsel özgürlükleri hediye etmiştir (!) Fransızlar. Fransız kadınına dair Hollywood filmlerinden aşırdığımız imajın temelini de bu son devrim oluşturur aslında.

68 devrimine kadar %85’i katolik olan, Vatikan tarafından “kilisenin büyük kızı” (Fille Aînée de l’Eglise) unvanıyla anılan Fransa, 30 yılda % 35’i ateist olan, batı Avrupa’nın en az dindar toplumuna dönüşmüştür. Dini, özellikle de kiliseyi bireysel özgürlükleri için büyük bir tehlike olarak görme eğilimine sahipler. Bizim kahvehane sohbetlerinde ateizme gerekçe olarak kullandığımız “Adamlar dinden kaçıyor, çünkü baba-oğul-kutsal ruh çok saçma” argümanının Fransızlar için gerçeği pek yansıtmadığı ortada. Bununla beraber batı Avrupa’nın en kalabalık müslüman nüfusu bu ülkede barınmaktadır (6 milyon kadar).

Annecy

Dünya’nın bu en az misafirperver ancak en çok ziyaret edilen ülkesinin vatandaşlarının (Her yıl ağırladığı yaklaşık 70 milyon turistle ünvanını kaptırmaya hiç de niyetli görünmüyor) duş almamak ve parfüm üretmek dışında başka becerileri de olmalı şüphesiz.

“Sucukla yumurta” adıyla 5 TL’ye yediğiniz yemeği, bir Fransızın size “iri kıyılmış sucuk parçacıkları eşliğinde yumurta festivali” başlığı altında 50 TL’ye satabileceğinden emin olabilirsiniz. Zira en iyi yaptıkları iştir “sunum”. Yaklaşık 340 çeşit tescilli markaya sahip Fransız şarabının bir kaçının adını duymayanımız yoktur sanırım. Şampanya adıyla maruf meşrubat aslen beyaz köpüklü şaraptan başka bir şey değildir. Ancak en kaliteli beyaz köpüklü şarabın Champagne (Şampanya) bölgesinde üretildiğine kani olan Fransızlar, bu ismi bütün dünyaya kabul ettirmişlerdir. Bir nevi Selpak mendil-kâğıt mendil ilişkisi yani. Bunun üzerine Konyak diye bildiğiniz (ya da duyduğunuz) içkinin aslının Brandy olduğu ama Konyak’ın sadece Brandy üretilen ufak bir Fransız kasabası (Cognac, Bordeaux yakınlarında) olduğunu söylersem şaşırmazsınız sanırım. Limousine de Fransa’nın güneyinde bulunan bir bölgeden başka bir şey değil zaten. Siz yine de sucuklu yumurtada ısrar edebilirsiniz tabii.

louvre

Fransa’yı İkinci Dünya Savaşı’nda Alman işgaline karşı örgütleyen ve Fransa’nın Atatürk’ü sayılan (ancak heykel ve büst bakımından Atatürk’le boy ölçüşemez) Charles de Gaulles, Fransızları yönetmenin ne derece zor olduğu sorulduğunda “peyniri bile 400 çeşit üreten bir milleti yönetmek nasıl kolay olabilir!” cevabını vermiştir. Yeri geldiğinde “aklını peynir-ekmekle yiyen”; kahvaltıları “ekmek-peynir-zeytin” üçlemesiyle kutsayan bir millet olarak bu çeşitliliğe iştah kabartmamak mümkün değil. Ancak Fransızlar bizden farklı olarak güzelim peynirleri akşam yemeklerinde tatlı yerine tüketiyorlar. Şaşırdınız değil mi? Onlar da bizim kahvaltıda peynir yememize şaşırıyor zaten.

trio

Fransızlara dair şaşırılan diğer bir mevzu da bu kadar az çalışan bir milletin dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmayı nasıl becerdiği. Takvim yapraklarını değişik isim ve ebatlarda onlarca dini ve resmi tatille dolduran Fransızlar, grev haklarını da sonuna kadar kullanmayı iyi beceriyorlar. 68 devrimini tetikleyen ve hatta Charles de Gaulle’u Paris’ten kaçmaya zorlayan öğrenci grevleri sağlam bir örnek olarak duruyor toplumun önünde. Her gün birilerinin mutlaka yürüyüş ya da grev yaptığına şahit olabilirsiniz bu ülkede.

macon

Dönelim baştaki efsanenin aslına: Charles Quint önderliğindeki Kutsal Roma İmparatorluğu’nun bütün Avrupa’yı tek çatı altında toplama politikasının önündeki tek engel Fransa krallığıdır. Osmanlı Doğu Avrupa’daki çıkarları için Avrupa’nın parçalı kalması taraftarıdır. Zira birleşmiş bir Avrupa’nın tek hedefi Osmanlı olacaktır. Dönemin sultanı Kanuni bu birleşmeye fırsat vermemek için Fransa’yı destekleyerek Kutsal Roma İmparatorluğu’na karşı sürekli kışkırtmaktadır. Aynı dönemde Barbaros (Barbaros=Barberousse= kızıl sakal, Fransızca yani) kumandasındaki Osmanlı donanması Marsilya kıyılarını ziyaret etmiş; ayrıca Fransa’ya kapitülasyon adıyla bildiğimiz, ticari ayrıcalıklar verilmiştir. Osmanlı’nın kendi çıkarları için kullandığı ve savaşa sürüklediği Fransa kralını kurtarma girişimi “babasının hayrına” atılmış bir adım değildir şüphesiz.

Kısmen bu dönemde başlayan yakın ilişkiler Birinci Dünya Savaşında sekteye uğrayana kadar artarak devam etmiştir (Aslında bu kısımda Alman yanlısı Türk subayları suçlayıcı bir kaç satır da yazmalıydım ya! Neyse… ). İlk daimi elçimizi gönderme şerefine nail olduğumuz Fransızlarla kurduğumuz bu yakın ilişkinin izlerini konuştuğumuz günlük Türkçenin içinde görmek mümkün, az dikkat kâfi gelecektir. Ben de biraz yardımcı olayım arzu ederseniz: dialogue, pardon, bureau, tire-bouchon, cure-dent, ascenseur, chemin de fer, coupon, parfum, action, diction, canalisation, composition, civile, fossile, pilote, cachet, chauffeur, débrayage, amiral, accord, amateur, emblème, offensive, défensif, collectif, chaise longue, objet, tactique… Fransızcayı zaten biliyormuşuz dediğinizi duyar gibiyim.

Heee, topuklu ayakkabılar mı? Ata binmeyi kolaylaştırdığı için 17. yüzyılda daha çok erkekler tarafından kullanılıyormuş…

(Yazı ve fotoğraflar: Fatih Yetim / Lyon)

Mecelle (71-80)

71- “Dilsizin işaret-i ma’hudesi, lisan ile beyan gibidir.”

İşaret-i ma’hude: -Özellikle erbabınca- bilinen işaretler

Lisan: Dil

İstisna: Zina ve iftira cezası gibi hadler konusunda dilsizin işareti ittifakla geçerli görülmemiştir. Çünkü hadler, şüphe ile düşürülen cezalardandır. Dilsizin işareti ise şüpheden uzak değildir.

72- “Tercümanın kavli her hususta kabul olunur.”

Tercüman: Konuşmaları tercüme eden kişi

Kavil: Söz

Yani: Tercüman, hukuken tercüme ettiği kişinin yerine kaim kılınır.

73- “Hatası zâhir olan zanna itibar yoktur.”

Zâhir: Açık

İtibar: Değer, önem

Yani: Yanlış olduğu ortaya çıkan zan hukuken geçersizdir.

Örnek: Hâkimin verdiği kararda hata ettiği anlaşılırsa, iade-i mahkeme yoluyla hâkimin önceki görüşünden dönmesi gerekir.

74- “Senede müstenid olan ihtimal ile hüccet yoktur.”

Sened: Dayanak

Müstenid: Dayanan

Hüccet: Delil

Yani: Bir delilden kaynaklanan ihtimal ortaya çıkınca, bu delile muhalif olan hüccete itibar edilmez. Yalnız, bu “ihtimal”in bir delile dayanması gerekmektedir.

Örnek: Vekil olan kimse, kendisi ya da müvekkili adına aldığını belirtmeden bir şey satın alsa, daha sonra mal telef olduğunda veya ayıplı çıktığında, o şeyi müvekkili adına aldığını söylese, bu sözü tasdik edilmez; zira bu durumda bir töhmet ‘ihtimali’ mevcuttur. Bunun ‘delil’i, malın helak olmasından veya ayıplı çıkmasından sonra bu sözü söylemiş olmasıdır.

Bir kimsenin, yakınları lehine yaptığı şahitliğin kabul edilmemesi de bu kaidenin gereğidir.

75- “Tevehhüme itibar yoktur.”

Tevehhüm: Herhangi bir delile dayanmayan soyut ihtimal

Örnek: İflas ederek ölen bir kimsenin malları satılarak değeri alacaklılar arasında paylaştırılır. Başka bir alacaklının daha ortaya çıkabileceği ihtimaline dayanılarak başka bir pay ayrılmaz. Yani, onun mahrum kalacağı vehmine itibar edilmez. Şayet böyle biri çıkarsa, normal yollarla hakkını arar.

76- “Burhan ile sabit olan şey, ayanen sabit gibidir.”

Burhan: Kesin delil

Ayanen: Açıkça, gözle görülmüş şekilde

Yani: Kesin bir delille (adil bir kişinin şahitliği de buna dahildir) sabit olan şey, açıkça, gözle görülerek sabit olmuş hükmündedir.

77- “Beyyine müddeî için ve yemin münkir üzerinedir.”

Beyyine: Açıklama, delil getirme

Müddeî: İddia eden

Münkir: İnkar eden

Yani: Muhakeme sırasında davacı delil getirmekle yükümlü olup, delil getirmediği taktirde davalıdan, yani davacının iddiasını inkar eden kişiden yemin etmesi istenir.

78- “Beyyine, hilaf-ı zahiri isbat için, yemin aslı ibkâ içindir.”

Hilaf-ı zahir: Görünenin tersi

İbka: Olduğu hal üzere devam ettirme

Yani: Delil, görünen normal durumun aksini ispatlamak, yemin ise asıl durumun olduğu hal üzere bırakılması içindir.

Örnek: Alışveriş yapan iki kişi, satışın rıza ile veya zorlamayla olduğu konusunda anlaşmazlığa düştükleri taktirde söz, rızayı savunan tarafın olur; çünkü sözleşmelerde asıl olan rızadır. Zorlama, aslın hilafına, tersine bir durum olduğundan dolayı, bunu iddia eden kişiden delil getirmesi istenir.

79- “Beyyine, hüccet-i müteaddiye ve ikrar, hüccet-i kâsıradır.”

Hüccet-i müteaddiye: Etkisini sadece ilgili şahısta göstermeyip, başkasının hakkına da sirayet eden delil

İkrar: Açıktan söylemek; kabul etmek

Hüccet-i kâsıra: Etkisini sadece ilgili şahısta gösteren başkasının hakkına sirayet etmeyen delil

Yani: Bir şey kesin delille sabit olur ve gereği ile hükmedilirse, o hüküm yalnız kendisine delil getirilen şahsa münhasır kalmayıp başkasına da sirayet edebilir. Çünkü kesin delil, hakimin hükmüyle hüccet olma vasfını kazanır.

İkrar ise böyle olmayıp sadece ikrarda bulunan şahsın kendisi hakkında hüccet olur ve başkasına sirayeti yoktur; aksi taktirde başkasına zarar vermek için yapılacak kötü amaçlı ikrarların yolu açılmış olurdu.

Örnek: Bir kimse mirasçılarından sadece birinin huzurunda miras malından alacağı olduğunu iddia edip bunu kesin bir delille ispat etse, verilen hüküm diğer varislere de sirayet eder; yani onları da bağlar, etkiler. Dolayısıyla diğer mirasçılar, davacının iddiasını kendi huzurlarında da ispat etmesini talep edemezler. Fakat söz konusu borç, delille değil de, yalnız bir mirasçının ikrarı ile sabit olup ona göre hüküm verilseydi, borç sadece ikrarda bulunan mirasçının mirastan alacağı paydan tahsil edilebilirdi.

80- “Kişi ikrarı ile muaheze olunur.”

İkrar: Açıktan söylemek; kabul etmek

Muaheze olunmak: Sorumlu tutulmak

Yani: İkrar, sahibi açısından kesin delil gibi bağlayıcıdır; çünkü şahsın kendisiyle ilgili bir hüccettir ve ikrarın yalana dayanması adeten mümkün görülmemektedir.  Bir konuda beyyine ile ikrar, ikisi birlikte bulunduklarında, hükmü beyyineye dayandırmaya ihtiyaç yoksa ikrara itibar edilir.