Mutluluk kendi içimizde!

Hayatlarımızın hangi alanlarını beraberce yaşadığımızı bilemeden, bu beraberlikler, ileride karşımıza, aklımıza, hayallerimize nasıl çıkacak, kestiremeden yaşıyoruz hayat karelerini hep birlikte..

“Gecenin bu saatinde arıyorum ama rahatsız ediyor muyum acaba?” kaygısından uzak, arıyor, soruyoruz birbirimizi. Bazen iş dolayısıyla, bazen gündelik yaşamın rutinlerinden bıkmışlığın sonucuyla, bazen de başka herhangi bir konuyu bahane ederek öylesine…

Güzel diyebileceğim günler yaşadım ve yaşıyorum. Ölüm denen endişe verici gerçekle yüzleşmenin sonrasında geriye bakıp, “iyi ki yaşamışım o güzel günleri” diyeceğimi zannettiğim güzel zamanlar yaşıyorum buradaki dostlarımla.

Elektriklenme, özel bir sorun veya bunlara benzer bazı objektif veya subjektif problemler yasama durumunu istisnadan sayacak olursak, bazı anları-zamanları-mekânları-duyguları-düşünceleri beraberce yaşadığım insanlarla duygusal anlamda mesafeli, soğuk, resmi olmayı tercih etmek hiç hoşuma gitmedi şimdiye kadar. Dış görünüş ve konuşmalardaki mesafenin bazen gerekli ve de faydalı olacağına olan inancım; ‘özel ilişkiler ayrı, iş ilişkileri ayrı olmalıdır hükmü’ne olan itikadım bir tarafa, ayni hayat karelerini az ya da çok süreliğine birlikte yaşadıktan sonra, sanki hiç yaşanmamış gibi o anları unutmak, geriye duygusal açıdan bir hiç bırakmak, ne diyeyim, çok da hoş gelmiyor bana. Ne diyeyim derken, bunun pek de öyle düşünüp de hayata geçirilebilen türden bir mesele olmadığını kabul ediyor olduğumun ipucunu vermiş oldum aslında.

Farkında olsak da olmasak da, her birimizin ayrı birer tabiatı var ve yine farkında olsak da olmasak da, her birimiz kendi tabiatımızın gereğini sergiliyor, öyle izler bırakıyoruz gerimize.

Bunu içime sindirdiğim zamandan beridir, söyle olmalı, böyle yapmalıyız türünden sözler sarf etmekten kendimi alıkoymaya çalışıyorum; fark ediliyor mu bilmiyorum. Hayatın öznelleriyle nesnelleri, objektif unsurlarıyla sübjektif unsurları arasında ayrım yaparsak, konuşulanları algılayışımız ve konuştuklarımızda ister istemez değişiklikler oluyor.

Sevgi, duygusal alana dair olan hemen her şey de bu sübjektif alanla bağlantılıdır diye düşünüyorum; o yüzden, aynı anları birlikte yaşamışlığımıza rağmen hiç de öyle değilmiş gibi davranan insanlara kızmıyor, sadece kendi tavrımın ne olduğunu tespite çalışıyorum deminden beri. (Bu ‘demin’ kelimesinin nereden gelip nereye gittiğini çok uzun zamandır araştırayım dedim ama bir türlü fırsatım olmadı; yine de yeri geldikçe kullanıyorum, demin olduğu gibi.)

Su sıralar çok güzel zamanlar yaşadığımdan bahsediyordum, gerçekten de öyle. Bu ülkeye gelirken, “buradan ayrıldığımda beni ağlatacak derecede güzel dostluklar yaşayacağım insanlar çıkacak mı acaba?” diye kara kara düşünürken, açıkçası pek de ümitli görmüyordum kendimi.

Yapacaklarımı bir an önce yapayım, en azından bir görev bilinci ile hareket ederek buradaki miadımı doldurayım ve sessiz sedasız çekip gideyim derken, haftaları, hatta ayları öylece geçirirken, kendimi sevgi bahçesinde dolaşırken yakaladım; şaşırdım. Hiç beklemediğim bir zamanda girmiş, hiç beklemediğim duygularla donanmıştım; sevindim.

“Şuradaki, şu zamandaki arkadaşlıklar hiç unutulmuyor, onların yeri başkadır” hikâyelerinin darmadağın olmasına neden memnun olmayacakmışım ki? İnsan her yerde insansa ve içindeki değerlerine, kendisinin hayat karşısındaki ‘duruş’una güveniyorsa, karşısına er-geç bir şeyler çıkıyor ve hasretini yaşadığı duyguları, hasretini yaşadığı dostlukları yine yaşayabiliyor. Zaten çareyi ve mutluluğu hep geçmişteki zamanların asudeliğinde, farklılığında, “nerede o günler”inde arayanların o safça tavırları önceden beri hiç hoşuma gitmemiştir. Günümüzü değerlendirirken Osmanlıyla, daha öncesiyle vs. kıyaslamalarda çoğu zaman ya bir mantık hatası, ya da değerlendirme hatası sezerim kendi kendime. İnsanın unutkan bir varlık olması gerçeği midir bunun altında yatan, yoksa daha başka karmakarışık zihinsel oyunlar mı, apayrı bir konu. İnsan her yerde insan ve su anda arkamızdan konuşan, dedikodumuzu yapan insanlar varsa, tarihteki hangi zaman dilimini safdilane özlüyorsak, o zaman da ayni sorunları yasayacak, o zaman da insanlara kızacak, o zaman da bizi aldatanlarla, bize dünyanın en büyük yalanlarını söyleyenlerle muhatap olacaktık; kısaca, şu anda hangi ‘insani’ sorunlarla karşı karşıyaysak, yeryüzüyle Adem’in buluştuğu günden bugüne her tarih diliminde bunlardan çok da farklısıyla karşılaşmayacaktık.

Kostümler, isimler, görüntüler, diller, tenler değişebilir belki ama insan, o ilk insandan bugüne hiç değişmedi. Bahis mevzuu olmayacak derecede küçük farklılıklar haricinde yaşlı dünyamızın üzerinde ve ondan da yaşlı güneşimizin altında yaşanan bütün problemler nerdeyse birbirinin aynisi. Yüzyıllar önceki İskender’le günümüzün herhangi bir ülkesindeki herhangi bir başbakanın yaşadığı içsel sorunlar, çıkmazlar arasında aslında pek de fark yok. Leyla ile Mecnun’un aşkıyla Münih’teki iki Alman’ın yaşadığı aşk arasında pek de fark olmamasını çok garipsememeliyiz…

Hâsılı mutluluk orada, şurada, su kültürün üyesi olmakta veya tarihin bu steplerinde dolaşmakta, çocukluk zamanlarımıza inmekte, “ah bir çocuk olsaydım” saflığında veya şehir değiştirmekte, ülkeler arasında cirit atmakta değil; mutluluk kendi içimizde.

Her zaman mutlu olabilmek, her zaman istenilen seviyede dostluklar kurabildiğimiz insanlarla birlikte yasayabilmek maalesef mümkün değil; bu da hayatın bir parçası ve belki de güzel bir sırrı.

Her zaman mutlu olabilmek arzusu değil bana bunları söyleten; sadece, su andaki lehime olan olumlulukları sızdırmak, paylaşmak. Üzülmüyor muyum, tabii ki üzülüyorum. Sinirlenmiyor muyum? Tabii ki. Ama güzel olan şey, sevgi denen hayat iksirine bir ucundan da olsa tutunabilmek, unutulmayacak anları, unutulmayacak insanlarla paylaşabilmek.

Dedim ya, başka değil; mutluluk kendi içimizde!

(01.06.2005, Danimarka)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s