İLK DERS

Aman Allahım! Yarın sabah hayatımın en önemli anlarından birini yaşayacağım ve ben hala hazır değilim! Halbuki yıllardır hayalimde olan bir mesleğin bir ilk adımı, bir denemesi, bir ilk tecrübesi olacak bu işe daha iyi hazırlanmalıydım.

Üniversitede ders vermek, yapılabilecek mesleklerin en güzeli gibi geldi bana hep. Bir yaşa kadar edinilen bilgi, tecrübe ve fikirlerin onları anlayacak ve kullanabilecek kişilerle paylaşılması kadar güzel bir duygu olabilir mi? Bilgiye değer veren ve bilgi peşinde koşarken evliliğini bile ertelemeyi tercih eden bir insanı en mutlu edecek şeylerden biri, o bilgilerin paylaşıldığını ve işe yaradığını görmektir herhalde.

Sen gel, bunca hayalini kurduğun, bunca dilediğin mesleğin bir ilk tecrübesine hazırlıksız yakalan. Ama suçlu da değilim ki. İstanbul’a geldim geleli bir haftadır her günüm yaptığım saha çalışması nedeniyle dışarılarda dolu dolu geçti ve geceleri kendimi eve attığımda bile derse hazırlık yapmaya fırsat bulamadım. Niyetim en azından son gece ders vereceğim üniversiteye yakın, yakın dedimse de minibüsle en az kırk beş dakika mesafede olan bu eve erkenden gelip çalışmaktı ama arka arkaya randevular, görüşmelerin uzamak zorunda kalması derken eve adımımı attığım şu anda saat 23.00’e geliyor. Şimdi bir an önce bu evde bana ayrılan odaya geçmeli, anlatacağım konuyla ilgili vekili olduğum profesörden aldığım bir kitap, bir makale ve başka bir yerden fotokopisini aldığım bir ansiklopedi makalesini bir an önce okumalı, özetini çıkarmalı ve anlatabilecek hale gelmeliyim. Tam sessizce odaya geçmek üzereyken işte iki üniversiteli! “Doktora yapıyormuşsunuz; ne üzerine, neden, nerede, nasıl…?” Kısa cümlelerle verilen cevaplar, geçiştirmeye çalışan bir üslup, oldukça açık olarak sonra konuşuruz bu konuları imaları, ama hayır, işte gitti yarım saat daha.

Asıl sorunum ise şu anda gözlerimden uyku damlıyor olması ve felsefi yazıları okuyabilmekten çok uzak bir konsantrasyon. Neyse, yemekten sonra içtiğim çok ağır filtre kahve herhalde etkisini gösterir. Yatağımı serdikten sonra masasız bu odada yüzüstü yatağa uzanıp makaleleri açıp önemli satırların altını çize çize bir güzel okumaya başlayayım bari. Hmm, felsefe, İslam felsefesi, İbn Rüşd, ve evet, Ibn Rüşd’ün metafizik ve psikoloji anlayışı.

İbn Rüşd’u çok severim. İslam düşüncesi tarihinde herhalde kendimi en yakın hissettiğim birkaç isimden biri odur. Vereceğim ilk üniversite dersinin onun düşünceleri üzerine olması benim için önemli bir mutluluk sebebi. Ayrıca kendisine vekillik yapacağım hocanın da Türkiye’de yaşayan felsefeciler arasında müstesna bir yere sahip olan ve yıllardır tanışmak istediğim halde fırsat bulamadığım bir hocanın olması ayrı bir onur.

Okuyorum ama zihnimde herhangi bir yere oturmuyor okuduğum cümleler. Neden acaba? En azından dikkatle okumaya ve önemli görünen yerleri çizmeye devam edeyim. Metafizik, varlık, varlık olarak varlık, ilk sebep olarak Tanrı, varlık türleri, zorunlu varlık, mümkün varlık, alemin ezeliliği, “sürekli yaratma” kavramı vs. Tamam ama tam olarak neye tekabül ediyor bu kavramlar? Dur bakalım, yavaş yavaş bir yere oturuyor sanki kavramlar ve konular. Bir de psikoloji anlayışına bakayım hemen: Nefs, nefsin varlığının delilleri, bedenle ilişkisi, nefsin ölümden sonra ferdiyetini muhafazası ve başka konular. Bir dakika, zihnimi biraz daha toparlamalıyım. Üniversite ve master yıllarımda okuyup öğrendiklerimi hatırlamalıyım. İlk başta yabancı gelen bu kavramların zihnimde bir karşılığı olmalı. Eski malumatın üzerindeki tozları silmeliyim. Bir de, bu gece çok az uyumayı göze almalıyım ki geç kalıyor olma endişesi ayrıca bir taraftan çekiştirmesin. Şimdi bir daha bakayım konulara. İşte bu! Bütün konular arasındaki bağlantılar şimdi kuruluyor işte. Bunları öğrencilere anlatırken İbn Rüşd’ün İslam Felsefesi tarihindeki yerini önce bir güzel anlatayım. Zaten dersin adı, “The History of Islamic Philosophy”, yani İslam Felsefesi Tarihi. İbn Rüşd neden bu konular hakkında konuştu, yazdı, neden bu konuları tartıştı, bunları anlatmalıyım önce. Ondan sonra, geçen haftaki derslerinin konusu olan din-felsefe, akil-vahiy ilişkisi üzerine bir şeyler söyleyip bu haftanın konusunu işlemeliyim. İşte simdi oluyor! Yatmadan önce son hazırlıkları yapıp, derste kullanacağım hatırlatıcı kavramları bir kâğıda yazıp hemen uyumalıyım.

Aklıma üniversite yıllarımdaki dersler geliyor hızla. Hangi hocanın ders işleyişi sıkıcıydı, hangisi ilgiyi ders sonuna kadar üzerinde toplamayı başarırdı, nasıl yapardı? Hangisi sinir eder, hangisi nasıl güldürmeyi başarırdı? Acaba ben onlardan hangisi gibi algılanacağım? Elbisede yanlış mı tercih yaptım? Takım elbise ve kravat daha mı iyi olurdu? Neyse neyse, uyuyayım…

Saat 05.50. Biraz daha mi uyusam derken şimdi 06.00. Hemen kalkmalı, duş, elbise filan derken yola çıkmalı, bu derse kesinlikle geç kalmamalıyım. O da ne! Sabahın altı buçuğunda dışarıda yürüyorum. Siyah ayakkabıların üzerinde siyah pantolon, siyah gömlek, siyah mont, elimde de siyah bir çanta, minibüs durağına doğru sadece birkaç kedinin ve birkaç insanın olduğu sokakta yürüyorum. Uygun oldu mu acaba? Kravat da takmadım. Acaba ders veren hocalar için kravat zorunlu muydu? Kimseye de soramadım. Ama zorunlu olsa da herhalde çok sorun etmezler. Belki bir-iki öğrenci dedikodusu olur, o kadar. Börekçi dükkânını hazırlamış, masalarını tertemiz yapmış, müşteri bekliyor. İşine giden birkaç adam ve birkaç kadın telaşlı adımlarla araçlara yetişmeye çalışıyorlar. Arabalar yavaş yavaş sokaklardan caddelere akıyorlar. Durakta da gündüz saatlerine kıyasla çok az insan bekliyor. Acaba derste bir anda nutkum tutulacak da bir şey anlatamayacak mıyım? Hadi aklımdaki bütün bilgiler bir anda saklanır, görünmez olurlarsa ne yaparım! İnsanlık hali, belki olur bazılarına ama bu ilk deneyimimde öylesi bir kabusu yaşamayı hiç istemem. Yahu ben İstanbul’a adımımı attığım günden beri herkes ne kadar da genç gösterdiğimi şaşkınlık ve iltifatlarla dile getiriyordu. Öyle ki, en son tam on yıl önce görüştüğüm birkaç arkadaşla karşılaşınca, on yıl önceki halimden daha genç göründüğümü söylediler ve şaşkınlıklarından yaklaşık on dakika sıyrılamadılar. Hadi bir nazara gelirsem şimdi ne olacak? Bu nazarın da etkisi bu derste ortaya çıkmasın! Yahu bırak bu karamsar tabloları şimdi! Zihnimin ön camına bulaşan bu uğursuz düşüncelerden kurtulmak için silecekleri çalıştırayım bari. Tamam, işte geliyor zaten minibüs de…

Şükürler olsun, minibüsün içi gayet sakin bugün benim bindiğim durakta ve oturacak yer bulabildim. Notlarımı karıştırayım, bakayım dersi daha da sürükleyici, verimli ve ilgi çekici hale getirmek için neler anlatabilir, nasıl giriş yapabilirim… Güzel bir son gözden geçirmeden sonra, oldukça erken bir saatte okuldayım sonunda. Güvenlik kontrolü, mini kantinden bir alelade çay, boş bir sınıfa geçip ders saatinin gelmesini sessiz ve küçük bir endişeyle bekleyiş… Hayır hayır, bakıyorum endişe, telaş filan kalmamış. Kendimi gayet hazır hissediyorum. Konuya hakimim, az uykulu olduğum ve kahvaltı da yapmadığım halde zinde bir haldeyim. Sınıfa gideyim bari. Sınıfta birkaç kız öğrenci var, diğerleri de koridorda yavaş yavaş geliyorlar. Sınıfta dersin asıl hocasının neden olmadığına, tahta için kalemi nereden bulabileceğimize, toplam yirmi altı öğrencinin neden hepsinin de kız olduğuna, bunca kız öğrencinin neden felsefe bölümünü tercih ettiklerine, neden bu okulu seçtiklerine dair kısa bir sohbetten sonra, işte o beklenen an!

Normal süresi 08.00’den 11.00’e, yani üç saat olan ve bana da 10.00’da bırakabileceğim söylenen ders o kadar keyifli geçti ki, ders saatlerini son dakikasına kadar kullandık. İlgiyle dinlediler, sorular sordular, sorularıma cevaplar vermeye çalıştılar, kısacası iyi bir iletişim kurduk sanırım sınıfta. İslam felsefesinin temelleri, Gazali, İbn Rüşd, Allah’ın varlığı, maddenin ezeliliği, ruhun varlığı, ölüm sonrası hayat, felsefenin dili, akli ve nakli deliller, o dönemdeki bütün o tartışmaların asıl sebepleri, günümüzdeki izdüşümleri, bu konuların pratik hayata, dünya görüşlerine yansımaları, Darwinizm, görünen bu alemin nitelikleri, akıl ve vahiy arasındaki ilişki vesaire derken ilk bölüm, sonra ikinci bölüm ve ders hızla bitti. Ne açlığım aklıma geldi, ne uykusuzluğum. Yıllardır düşündüğüm ve istediğim bu işin gerçekten bana uygun olduğuna olan inancımın pekişmesi…

Dersin sonunda artık bugünkü özel durumu açıklasam iyi olacak. Üzerimde hala onca göz tarafından her hareketim izleniyor düşüncesi ve elimi nerede tutacağım, beden dilimi nasıl kullanacağım kaygısı ile son kez sınıfın dikkatini toplayarak ilan ediyorum: “Arkadaşlar, öncelikle beni ilgiyle dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum. Şunu da itiraf edeyim ki, bu benim bir üniversitede verdiğim ilk dersti; bugünü ve sizleri bundan dolayı herhalde hiç unutmayacağım!” Onca kız öğrenciden, kızlara mahsus şefkat ve anaç bir tavırla “aaaa hocaam!” sesleri, ders hakkında övgüler, son birkaç kısa sohbet ve ayrılış…

Reklamlar

4 thoughts on “İLK DERS

  1. yeniden heycan duymak galiba hayattaki endegerli anlar, bir bayram sabahi edasiyla anlattiginiz bu ilk tecrubeniz beni de heycanlandirdi, heyacansiz birakmasin Allah. saygiyla

  2. Endiseye gerek yok abi, elh. hersey cok güzel gecmis ve güzel olacak Allah´in izniyle. Elinize saglik, bizi unutmayan, haftaya pzrtsi Istanbul´dayiz ins.

  3. Sevgili Emrah Abi, 

    Benim hayatımda, sayıları birkaç kişiyi geçmeyecek bazı arkadaşlarım oldu ki bunların yakınında bulunmak benim için bir “okul” vazifesi gördü. Hani bir keresinde sizinle Hz Musa ile Hızır (alehümüsselam) ın kıssasını okurken iki mübareğin birlikte yoluculuk yapmasına dikkatimizi çekmiş ve ilim öğrenmek için ders anlatma ve dinleme nin ötesinde ilim sahibiyle seyahate çıkmak vb yollarla birlikte hayattan kesitler yaşamanın öneminden bahsetmiştiniz… İşte öyle yukarda bahsettiğim bu insanların etrafında olmak benim için bir “okul” oldu, oluyor.

    Rahatlıkla söyleyebilirim ki siz bu “okul arkadaşlar” arasında benim “Üniversite”msiniz. Size minnet duymak istemiyorum. Çünki ona bedel, “öğretildiğimiz” üzre, hasbel kader – iradenizin hakkını vermiş olmanız mahfuz – sizin öğretme benim de öğrenme konumunda oluşumu yaratan Hz Allah a şükretmem gerektiğini düşünüyorum ( Allah muvaffak etsin) . Ama herhalde yine O’nun nimeti hatırına/olarak size de bir teşekkür borcum var: teşekkür ederim.

    Dersinizi dinlemeyi isterdim; birgün dinlerim de herhalde. Ama öğrencilerinizi kıskanmıyorum çünki ben zaten onlardan biriyim.

    Salih

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s