NE YAPARDINIZ?

Bir çocuk yuvasında pedagog olarak çalışıyor olsanız… Çocuklar sizi çok sevse, diğer pedagoglardan çok daha yakın hissetseler kendilerini size. Ergenlik çağlarını yaşayan çocuğunuz boşandığınız annesinin yanında kalsa, siz de yalnızlığınızı doğup büyüdüğünüz kasabadaki çocukluk arkadaşlarınızla hoş vakitler geçirerek gidermeye çalışsanız. Çalıştığınız yuvadaki çocukların çoğu arkadaşlarınızın çocukları; özellikle biri, en sevdiğiniz arkadaşınızın… Yakınlığınızdan dolayı çocuğu bazen yuvaya siz getirip götürüyorsunuz.

Jagten 1Bu çocuk, bir gün çocuksu duygularla sizden beklediği bir hareketi göremeyince kırılan onurunu, yuvanın müdiresine sizinle ilgili ‘masumca’ bir iftira atarak tamir etmeye çalışsa; sizin kendisine mahrem yerlerinizi göstermek suretiyle cinsel tacizde bulunduğunuzu ima etse ve başta yuvanın müdiresi, hemen getirttiği müfettiş ve çocuğun ailesi olmak üzere bütün kasaba dalga dalga sizin öyle bir yanlışı yaptığınıza inanmaya başlasa, çırpınmalarınız hiç fayda etmese. Öyle ki, kasabanın marketinin sahibi bile sizi mekânında görmek istemediğini söylese, ısrar ettiğinizde de tekme-tokat kapı dışarı etse… Ne yapardınız?

Bir kasabada aileniz ve çocukluk arkadaşlarınızla birlikte kendinizce bir hayat yaşıyorsunuz. Genel olarak mutlu bir aileniz olsa da, eşinizle yaşadığınız bazı sorunları çocuklarınızın mutluluğuna bir zarar gelmesin diye idare ediyorsunuz. O çok sevdiğiniz çocuklarınızdan altı yaş civarındaki kızınızın gittiği yuvadaki pedagoglardan biri en yakın arkadaşınız. O kadar yakınsınız ki, çocuğunuzu bazen evden o alıyor, bazen yuvadan eve o getiriyor. Hiç beklemediğiniz bir anda bir de duyuyorsunuz ki, arkadaşınız çocuğunuza cinsel tacizde bulunmuş. Eşiniz, ateş olmayan yerden duman çıkmaz diyerek arkadaşınıza küfürler savuruyor ve bir daha eve gelmemesini istiyor. Kasabalılar, diğer arkadaşlarınız çocuğunuzun sözlerine inanıyorlar, arkadaşınızı dışlamaya başlıyorlar. Gerçek olması durumunda çocuğunuzda bırakacağı psikolojik hasarları düşünmek bile istemediğiniz bu haber karşısında ne diyeceğinizi, nasıl tepkiler vereceğinizi şaşırıp kalıyorsunuz. Bir tarafta uğruna hayatınızı vereceğiniz çocuğunuz, diğer tarafta kendinizi bildiğiniz andan beri tanıyıp sevdiğiniz, güvendiğiniz arkadaşınız. Bir tarafta ‘masum’ bir çocuğun ‘art niyetsiz’ bir haberi, diğer tarafta yetişkin, dul, ve yalnız yaşayan bir adamın kendini savunma çabaları. Ne yapardınız böyle bir durumda?

Bir çocuk yuvasının idarecisi olsanız. Masum çocuklar size emanet edilmiş. Yaşayıp görecekleri olumlu ve olumsuz her türlü detay hayatlarını önemli derecede etkileyecek. Bundan dolayı hassassınız. Ama hassasiyetinizi artıracak başka bir ayrıntı daha var ki o da sizinle ilgili. Küçüklüğünüzde yaşadığınız bazı olumsuz hatıralar sizi bazı konularda daha dikkatli ve refleksli hale getirmiş. Bir gün yuvadaki çocuklardan biri, çalıştırdığınız pedagoglardan birini hiç sevmediğini, çünkü kendisine mahrem bir yerini gösterdiğini söylüyor. Başınızdan kaynar sular akıyor, ne diyeceğinizi, kime ne tepki vereceğinizi bilemiyorsunuz. İlk fırsatta bir müfettiş çağırarak çocukla konuşmasını sağlıyorsunuz. Müfettiş çocuğun ağzından laf almaya çalışırken, her ne kadar çocuk öyle bir olayın olduğunu onaylamaktan başka bir şey anlatmasa da hayalinizde canlandırdığınız korkunç hadise midenizi bulandırıyor ve hatta oracıkta kusuyorsunuz. Müfettiş kendince çocuğun yalan söylemediğine kani olduğunu belirttiği andan itibaren çocuğun, ailesinin ve diğer çocukların sorumlulukları altında eziliyor, en uygun olanın bu durumu diğer ailelere ve polise bildirmek, bir de söz konusu pedagogu işten uzaklaştırmak olduğunu düşünüyorsunuz. Pedagog bir taraftan çabalıyor, aileler diğer taraftan… Siz olsanız ne yapardınız?

Bir gün bir film izliyorsunuz, ismi “Jagten”. Filmin konusu, çalıştığı yuvadaki çocuklardan birinin kendisi hakkında düşünmeden birkaç söz söylemesi üzerine cinsel tacizle suçlanan, dışlanan, zor durumda kalan bir pedagogun zor hikayesi. Hikaye, oyunculuk ve senaryo kalitesiyle birleşince sizi alıp başka yerlere götürüyor. Bir anda kendinizi filmdeki tarafların yerinde buluyorsunuz. Bir yerde pedagog siz olurken başka yerde yuva idarecisi oluyorsunuz. Bir yerde pedagogun çocuğu iken, bir de bakmışsınız başka yerde çocuğun annesisiniz. Kasabalısınız, müfettişsiniz, davayı sonuçlandıracak hakimsiniz… Aklınıza Hazreti Aişe’nin yaşadığı iftira olayı geliyor hemen. Bir yolculuk dönüşünde, en son konaklanılan mola yerinden ayrılırken kervana yetişemeyip de, geride kalan eşyaları kontrol etmek üzere gelen görevliyle birlikte şehre girdiğinde uğradığı iftirayı hatırlıyorsunuz. O görevliyle bir ilişki yaşadığına dair ‘haber’ şehri dalga dalga sararken onun yaşadıklarını, ailesinin ve arkadaşlarının zor hallerini düşünüyorsunuz. O eski ama unutulmayan hadisede kimin ne yapması, ne tepkide bulunması gerekirdi, filmdeki hadisede kimin ne söylemesi ve yapması gerekir diye sorular sormaya başlıyorsunuz.

Hukuk felsefesi üzerine kafa yoruyorsunuz. İyi niyetli olmakla temkinli hareket etmek arasındaki denge üzerine; doğru yerde, doğru zamanda ve doğru şekilde hareket etmek anlamına gelen ‘hikmet’ üzerine, ahlak üzerine zor sorular sorup cevaplar bulmaya çalışıyorsunuz. Sonra da bir Müslümanın böylesi bir olay karşısında ahlakı ve tutumu nasıl olmalıdır acaba diyerek Kur’an’a bakıyorsunuz, Nur suresinde iftiraya uğrayana, söylentiyi duyana, karar mercilerine, yani olayla ilgisi olan herkese salık verilen prensipler bütününü görüyorsunuz: “Siz o iftirayı kendi hakkınızda fena bir şey sanmayın; bilakis o sizin için hayırlıdır.” “Siz ey mü’minler! Bu dedikoduyu daha işitir işitmez, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar olarak birbiriniz hakkında iyi zan besleyip, ‘Haşa, bu besbelli bir iftiradan başka bir şey değildir!’ demeniz gerekmez miydi?” “O iftiracılar dört şahit getirseydi ya! Şahitlerini getirmediklerine göre, onlar Allah katında yalancıların ta kendileri olarak tescil edileceklerdir.” “O sırada siz o iftirayı dilden dile aktarıyor, işin aslına dair hiçbir bilginiz olmayan sözleri ağızlarınızda geveleyip duruyordunuz ve bunu basit, önemsiz bir şey sanıyordunuz. Halbuki o, Allah’ın nazarında pek büyük bir vebaldi! Nasıl oldu da onu işitir işitmez, ‘Böylesi iftiraları ağzımıza alamayız, böyle şeyler bize yakışmaz. Haşa! Bu pek büyük, pek çirkin bir bühtandır’ demediniz!”

Her doğru tavır alışın arkasında doğru bir felsefenin var olduğunu hatırlıyorsunuz bunun üzerine. Ahlaklı olmak denen şeyin bir taraftan kolay, diğer taraftan da o kadar kolay bir iş olmadığını anlıyorsunuz. Teori ile pratiğin her zaman baş başa gidemeyebileceğini, ‘canınızın istediği’ ile ‘olması gereken’in her zaman birbiriyle uyumlu olmayabileceğini fark ediyorsunuz…

Jagten 2

Reklamlar

One thought on “NE YAPARDINIZ?

  1. Slm Hocam Genelde insanlarin kaybettigi yer caninin istedigi ile dogru/olmasi gerekenin ayri seyler oldugunu farkedip hala caninin istedigini yapmasi degilmi hocam. Sonrada egolari okadar buyuyup caninin her istedigini otomatik dogru bulmalari degilmi?? O kadarki butun dunya yanlisdesede o hala yanlisi grememesi burdan kaynaklanmiyormu hocam??? Mvh Ali
    Date: Sat, 6 Apr 2013 18:59:25 +0000
    To: taranali@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s