PARAMPARÇA

Türkiye muhafazakârları arasındaki, bugünlerde en ince detaylarına herkesin tanık olabildiği zıtlaşmalar, aslında görünenden de fazla olmasına rağmen yakın zamana kadar pek bilinmiyordu. Çünkü şimdiye dek katı sekülerist devlet baskısından dolayı çoğu dinî grup ve faaliyet “irtica” etiketine maruz kalıyor, görünürlükleri de olabildiğince azaltılıyordu.

Sünni gruplar arasındaki ayrışmalar, tartışmalar ve zaman zaman görülen kavgalar eskiden beri mevcut olsa da, o zamanlar “yeraltına” itilmiş olan o grupların sorunları daha çok kendi aralarında kalıyordu.

Şimdi ise hem eski baskılar nispeten kalkmış durumda, hem de artık sahnede muhafazakârlar var; siyasi ve sivil kurumlarıyla, medya organları, kanaat önderleri ve oy potansiyelleriyle muhafazakârlar…

Son zamanlarda her şey gözler önünde cereyan edince, çoğu insan için muhafazakâr dünyadaki bu paramparça ve gergin görüntü büyük bir şaşkınlığa neden oldu. Hâlbuki durum, ‘bazı gerçeklerin’ gün yüzüne çıkmasından başka bir şey değildi.

Türkiye’de Aleviler Sünni grupların mekânlarına, Sünniler de Alevilerin cemevlerine gitmez, aktivitelerine katılmazlar. Dolayısıyla birbirlerini doğru bir şekilde tanımazlar; üstelik halk arasında sayısız önyargı ve yanlış bilgiler dolaşır. Bu zaten bilinen bir gerçek.

Bu durumun aynısı, hatta daha da şiddetlisi Sünni-İslami grupların kendi aralarında da geçerli. Sünni-İslami gruplardan kastım, NakşibendîlikKadirilikMevlevilikRufailik gibi onlarca tarikat ile onlarca alt grupları; ve yine bazıları köken itibariyle bunlarla bağlantılı olan Nur cemaatleriSüleyman Efendi CemaatiMilli Görüşsiyasal İslamcılarradikal İslamcılar gibi onlarca dinî hareket.

Sadece Said Nursi’nin “Risale-i Nur” isimli külliyatından ilhamla kurulan ve çalışmalarına devam edenNur cemaatleri bile kendi içlerinde, kimi zaman birbirlerini “gerçek Nur talebesi” olmamakla suçlayacak kadar ayrışmış hâldeler. Yeni Asya grubu, Sözler grubu, Okuyucular grubu, Yazıcılar grubu ve Med-Zehra grubu bunlardan bazıları.

Bütün bu gruplar arasında, Aleviler ile olandan başka türde bir ayrışma yaşanıyor. Aleviler farklı bir mezhep veya inanca sahip olarak görülüp onlarla olan ilişki en azından mesafe koymak şeklinde ortaya çıkıyor. Sünni grupların birbirleriyle ilişkileri daha farklı; çünkü ulaşıp etkilemek istedikleri ‘hedef kitleleri’ hemen hemen aynı. Fakat çok farklı İslam yorumlarına, yaşam tarzı önerilerine ve siyaset anlayışlarına sahipler; bu açıdan birbirlerinin ‘alternatifi’ sayılıyorlar.

Bu ayrışmanın en belirgin örneklerinden biri, Avrupa ülkelerindeki Türk dernek ve camilerinde görülür. Avrupa’nın çoğu ülkesinde Diyanet Vakfı’na bağlı camiler olduğu gibi bazı dinî grupların açtığı camiler de mevcut. Bu camiler ve cemaatleri arasında genelde sağlıklı bir diyalog yaşanmaz; en azından mesafeli bir soğukluk hissedilir. Hac ve umreden Kurban organizasyonlarına, Kur’an kursları ve dinî sohbetlerden Türkçe derslerine kadar insanlara benzer imkânlar sunarlar ve bundan dolayı sürekli olarak bir çeşit ‘rekabet’ hâlindedirler…

Siyasal ortamdaki rahatlamanın yanı sıra, televizyon ve internet imkânlarıyla birlikte dinî düşünce ve hareketler gittikçe daha da görünür hâle geliyor. Bu da demektir ki, bundan sonra fikir ayrılıklarıyla ve çeşitli çarpışmalarla karşılaşmaya artık alışmalıyız.

Peki, bunca ihtilaf ve bölünmenin sonucu ne olacak? Bu durumun din, toplum ve bireyler üzerinde ne gibi etkileri olabilir? Üzerinde düşünmeye değer…

(Bu yazı 06.02.2014 tarihli Taraf Gazetesinde yayınlanmıştır.)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s