PROTESTOLARIN KÜRESEL HARMONİSİ

(Bu yazı ilk olarak 31.10.2013 tarihli Taraf Gazetesinde yayınlanmıştır.)

Son birkaç yılda dünyanın çok çeşitli yerlerinde ilgi çekici siyasi gelişmeler oldu.

Arap dünyasında otoriter rejimlerin diktatörlerine karşı rejim değişikliği için isyanlar gerçekleşti.

Hindistanlılar yozlaşmaya karşı ayaklanırken, İspanyaİsrail ve Yunanistan eylemcileri refah devletlerinin bozulmasına karşı tepkiler gösterdiler.

Güney Afrika ülkelerinden Botsvana’da ve Amerika eyaletlerinden Wisconsin’de halkın geçimi için gereken maaşların yetersizliği sorunundan dolayı büyük çapta eylemler yapıldı.

ABDKanada ve İngiltere’de ise ekonomik krizlere, kapitalizme ve kurumsal açgözlülüklere karşı protesto gösterileri gerçekleşti.

Bunların yanı sıra Rusya’da, Brezilya’da ve ülkemizde de farklı sebeplerle protestolar yapıldı.

Birbirinden farklı gerekçelerle yapılan bu eylemlerin aynı zamanda birbirine çok benzeyen bazı özellikler taşıması, bugünlerde sosyologların, antropologların ve siyaset bilimcilerin ilgilerini fazlasıyla cezbediyor.

Pnina WerbnerMartin Webb ve Kathryn Spellman-Poots’un hazırladıkları ve yakında çıkacak olan “The Political Aesthetics of Global Protest” (Küresel Protestoların Siyasi Estetiği) başlıklı çalışmalarında bahsettiğim eylemlerin çoğu analiz ediliyor.

Çalışmada eylemlerle ilgili olarak temelde şu ortak özelliklerden bahsediliyor:

Protestolarda eylemciler, mesajlarını iletmek için popüler ve elektronik medyayı, görsel ve diğer türden söylemleri, sanatsal yaratıcılıklarını, eylemleri ve teatral konuşmaları kullandılar.

Bu protestolar, daha öncekilerden oldukça farklı ve kuramsal açıdan önemli derecede yeni idi.

Eylemciler mesajlarını çoğunlukla şarkı, mizah, şiir ve fiziksel katılım yollarıyla ifade ettiler.

Yozlaşmaya, eşitsizliğe, otoriter yönetimlere ve neoliberal politikalara itiraz ettiler.

İtiraz ettikleri otoriter rejimlerin ihtişamlı yapıları karşısında oluşturdukları ‘karşıt-imaj’, çadırlar oldu; hafif, taşınabilir ve geçici.

Bütün protestolarda, içinde mutfakları, kütüphaneleri ve diyalog ortamları olan “mini cumhuriyetler” kuruldu.

Otoriter rejimlerin hiyerarşik doğalarının karşısında, eylemlerin çoğunda dikey değil yatay bir politika ve organizasyon şekli uygulandı; hatta lider ve liderlik kurumu yoktu.

Yataylık, tartışma ‘halkalarıyla’, imtiyazsız ve eşitlikçi diyalog yöntemleriyle, başkalarını dinleyerek ve sırayla herkesin konuşabilmesini sağlayarak geçekleştirildi.

Otoriter liderler, mizah, hiciv, parodi ve karikatürler yoluyla protesto hareketlerinin çoğunda itirazların ana hedefi oldu.

Eylemciler, aynı ortamda beraber yaşamak, hijyen ve tıbbi tedavi sağlamak, çöpleri toplamak, yemekleri paylaşmak, uzun sohbetler yapmak ve eğlenceler düzenlemek gibi günlük pratikler yoluyla heterojen yapılarını sergilediler.

Organize olma ve harekete geçme özelliklerinin yanı sıra, içlerinde farklı ekonomik sınıfları, dinleri, cinsiyetleri ve etnisiteleri barındırmaları da önemli bir ortak özellikleriydi.

Eylem “şehitleri” ve diğer protestocular hakkında yapılan şarkılar, videolar, duvar yazıları ve cadde gösterileri gibi sanatsal aktivitelerle eylemcilerin sesleri daha fazla yayıldı.

Çoğunluğun gençlik kültürünü ve mizah anlayışını yansıtan gençlerden oluşması, ayrıca katılımda orta sınıfın merkeziliği, bir diğer ortak özellikti.

Bunlara gösteri sanatları, mekânsal işgaller ve katılımcıların farklılıkları arasında köprülerin kurulması gibi özellikler de eklenebilir.

Peki, bunca farklı ülkede gerçeklesen protestolardaki benzerliğin anlamı nedir? Haftaya tartışalım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s